<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>admin &#8211; Saime Çağlı</title>
	<atom:link href="https://www.saimecagli.com.tr/author/yusufcakiroglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.saimecagli.com.tr</link>
	<description>Uzm. Psikolog</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Oct 2021 13:17:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>
	<item>
		<title>Bir iyileşme hikayesi</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/bir-iyilesme-hikayesi/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/bir-iyilesme-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2021 11:16:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.saimecagli.com/?p=824</guid>

					<description><![CDATA[11-man (Bir çocuğun süper kahramanı) Her zamanki gibi bilgisayara gömülmüştü çocuk, tıkır tıkır tuşlara basıyordu. BAAAM GÜÜÜÜM!! HEAD SHOOOT!!! Kaybetmeye tahammülü yoktu. Sinirle gömdü kafasını klavyeye. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Biraz sakinleşip kafasını kaldırınca kapıda bir karartı gördü. Çocuk : Kim var orda ? &#8230; Çocuk : Hey !? TA TA TA DAAAAAAAAM! 11man [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large is-style-rounded"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="640" src="https://www.saimecagli.com/wp-content/uploads/2021/04/46345-1024x640.jpeg" alt="" class="wp-image-826" srcset="https://www.saimecagli.com.tr/wp-content/uploads/2021/04/46345-1024x640.jpeg 1024w, https://www.saimecagli.com.tr/wp-content/uploads/2021/04/46345-768x480.jpeg 768w, https://www.saimecagli.com.tr/wp-content/uploads/2021/04/46345-640x400.jpeg 640w, https://www.saimecagli.com.tr/wp-content/uploads/2021/04/46345-400x250.jpeg 400w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>11-man (Bir çocuğun süper kahramanı)</p>



<p>Her zamanki gibi bilgisayara gömülmüştü çocuk, tıkır tıkır tuşlara basıyordu. BAAAM GÜÜÜÜM!! HEAD SHOOOT!!!</p>



<p>Kaybetmeye tahammülü yoktu. Sinirle gömdü kafasını klavyeye. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Biraz sakinleşip kafasını kaldırınca kapıda bir karartı gördü.</p>



<p>Çocuk : Kim var orda ?</p>



<p>&#8230;</p>



<p>Çocuk : Hey !?</p>



<p>TA TA TA DAAAAAAAAM!</p>



<p>11man : Merhaba !</p>



<p>Çocuk : Sen de kimsin, ne işin var burada ?</p>



<p>11man : Ben &lt;onbir-man&gt;, beni sen çağırdın.</p>



<p>Çocuk : Ben mi? Ben kimseyi çağırmadım.</p>



<p>(11man çocuğun eline yapıştı, bilgisayarın başından kaldırdı, odanın kapısına yöneldiler)</p>



<p>11m : Hadi gel anlatırım sonra.. Biliyor musun sen bebekken ilk yürüdüğünde bu odanın kapısından daire kapısına doğru 11 adım atmıştın.</p>



<p>Ç : hıı hıı.. Ablam söylemişti.<br>11m : Nereye gidelim, neler yapalım ?<br>Ç : Bi yere gitmicem ben, counter oynuyorum, oyunumun yarım kaldı.<br>11m : Peki öyleyse, sen seçmiyorsan bugün bana tabiisin, ben nereye dersem oraya.</p>



<p>( Apartmandan çıkıp yürümeye başladılar. Uzak komşuları Gülay teyzenin evinin yanından geçtiler, annesiyle her çarşamba buraya hanımlar sohbetine gelirlerdi. Daha sonra semt pazarını boydan boya geçtiler, her pazar günü annesiyle beraber giderdi pazara. Çocuk bir süredir bu yollardan geçmemişti, sadece evden okula, okuldan eve tek bir güzergahta ara sokaklardan gidip geliyordu. İçi daraldı. Eve dönüp bilgisayarının başına oturmak istiyordu. Bunu fark eden 11man fıkralarla, bilmecelerle çocuğun dikkatini bu konulardan biraz uzaklaştırmayı başardı. Bowling oynadılar, lunaparka gittiler. Başlarda çocuk eğlenirken , bir süre sonra lunaparktaki her çocuğun yanında annesiyle olduğunu fark etti. Koşar adım lunaparktan dışarı çıktı. Bir kenara oturdu ve ağlayarak kara kara düşüncelere daldı.)</p>



<p>11m : Heey dur, nereye gidiyorsun !? Yapma böyle dostum, hadi eğleniyorduk ama..</p>



<p>Ç : Ne eğlenmesi ! Eğlendiğim falan yok benim, zorla getirdin beni buralara. Eğlenecek durumda mıyım ben, halimi biliyormuş gibi peşine taktın beni, ben eve gidiyorum !</p>



<p>11m : Hop hop dur bakalım. Gel otur şöyle konuşalım biraz. Biliyorum tabi neye üzüldüğünü. Ç : Nereden bileceksin !</p>



<p>11m : Ben seni çok iyi tanıyorum, inanmıyor musun ? Evdeyken ilk yürümenden, on bir adım attığından bahsettim ya, seni tanımasam nerden bileyim. Bak çocuk dinle beni&#8230;</p>



<p>( 11man çocuğa herkesin bir gün ölebileceğinden, annesi ölen tek kişi olmadığından, cennette buluşabileceklerinden, şimdilik annesiyle ayrılmış olsa bile babasının ve kardeşlerinin yanında olduğundan bahsetti. )</p>



<p>Ç : Sen de herkes gibi aynı lafları tekrarlıyorsun, ben de bir şey söyliceksin sandım, oturdum seni dinliyorum !</p>



<p>11m : Tamam öyleyse hadi gidiyoruz.</p>



<p>Ç : Nereye yine, gelmiyorum ben.</p>



<p>11m : Öyle değil, benim süper gücümle gideceğiz.</p>



<p>Ç :Süper güç mü?</p>



<p>11m : Tabi ya. Hadi arkama geç, bir elinle pelerinimi sıkıca tut. Gözlerini kapatıp 11 adım koşacağız, merak etme benim gözlerim açık, düşmezsin.</p>



<p>&#8230;</p>



<p>11m : Tamam açabilirsin gözlerini.</p>



<p>Ç : Vay canına, neredeyiz biz, lunaparkta değil miydik ? Işınlandık mı şimdi ?</p>



<p>11m : Benimle beraber attığın onbir adım bildiğin adımlardan çok daha fazlasıdır. Süper gücüm bu benim. Gel bakalım etrafı gezelim biraz.</p>



<p>( 11man çocuğu bir yetimhaneye getirmişti. Buradaki çocukları gösterdi, yine hem anne hem babanın olmamasının ne kadar daha kötü bir şey olduğundan buradaki çocukların ne koşullarda yaşadıdıklarından bahsetti.Çocuk, buradakiler için biraz üzülmüştü ama yine de kendisiyle ilgli bir çıkarım yapmıyordu, kendi acısını yok etmiyordu ki burada gördükleri..)</p>



<p>Ç : Ee ? Nolmuş yani ? Benim iyi olacağım anlamına mı geliyor bu ? Hem geçen internette gördüm. Anne-babası çocukken ölenler ilerde çok kötü oluyormuş, hiçbir şeyi başaramıyorlarmış. Hatta psikopat diye kötü bir şey oluyorlarmış.</p>



<p>( Bu şekilde bir yere varamayacağını anlayan 11man daha farklı ve olağanüstü şeyler göstermesi gerektiğini farketti )</p>



<p>11m : Tutun bakalım pelerine, bu sefer farklı bir yolculuğa çıkacağız. Kapat gözlerini hadi koşalım onbir adım.</p>



<p>( Miladi 578 yılı, Mekke’nin kenar mahallesinde bir sokak.. )</p>



<p>Ç : Neredeyiz ? Aaa! Ne yapıyor bu çocuklar, ne değişik bi oyun bu böyle ? Hiç bizim oynadığımız oyunlara benzemiyor.</p>



<p>11m : Ne güzel eğleniyorlar ama değil mi ? Ama ben onları değil başka bir şeyi göstermeye getirdim seni. Bak şu ilerdeki develerin arkasında, ağacın altında oturan bir çocuk var. Ufak tefek bir şey 6-7 yaşlarında..</p>



<p>Ç : Eveet, gördüm. O neden arkadaşlarıyla oynamıyor. Hem de ağlıyor galiba. Oyuna mı almadılar acaba ?</p>



<p>11m : Yok ondan değil. Annesi yakın zamanda vefat etti o çocuğun. Babası da daha o doğmadan ölmüştü. Senin demene göre daha da mutlu olamaz bu çocuk, hem de hiçbir şey başaramaz ilerde di mi ?</p>



<p>Ç : Öyle tabi, annesi babası ölmüş daha ne olabilir ki, daha da bir şey yapamaz.</p>



<p>11m : O kadar emin olma, hem sen o çocuğu tanıyorsun hem de çok seviyorsun.</p>



<p>Ç : Yoo tanımıyorum, hayatımda ilk defa görüyorum.</p>



<p>11m : Görmeden tanımış, görmeden sevmiştin onu, annen ve baban da çok sevdiklerinden sana onun adını vermişlerdi. Evet o çocuğun adı Muhammed.</p>



<p>Ç : Muhammed mi ? Yanılıyorsun, annem babam peygamberimizin ismi diye koymuşlar benim adımı, hem o çocuk benden küçük, nasıl versinler onun adını.</p>



<p>11m : Bu sefer zamanda yolculuk yaptık desem peki sana ? Ç : Zamanda yolculuk mu ? Bİ dakika.. Yoksa bu çocuk.. ?</p>



<p>11m : Evet düşündüğün gibi. 578 yılındayız, tam 1430 sene geriye geldik zamanda. Ama burada çok duramayız hadi dönelim yolda konuşuruz.. Şimdi sen, annesi babası ölen her çocuk mutsuz oluyor, hiçbir şey başaramaz diyordun. Ama biliyorsun peygamberimizin neler başardığını, öyle başarılar ki 1400 yıl önce yaşamış ama onu ve yaptıklarını bütün dünya biliyor ve milyarlarca insan onu seviyor. Demiştim ya annesi babası ölen senden başkaları da var diye, sadece senin zamanını düşünme, bak çok sevdiğin peygamberinle de ortak bir yanınız varmış..</p>



<p>( Bu sefer bi noktadan yakalamıştı 11man, daha önceki faraza konuşmalar ve yetimhane gezisinin hiç etkisi olmamıştı. Ama bu sefer yumuşadı çocuk. Annesinin ve babasının hep anlattığı, çok sevdiği peygamberinin de kendisi gibi olduğunu hatırlamıştı; hatırlamakla kalmamış onun o halini gözüyle görmüş, onunla arasında bir bağ olduğunu hissetmişti. O kadar güzel şeyler başaran peygamberinin aslında altı yaşında anne ve babası olmayan bir çocuk olduğunu fark etti. Demek insan annesi babasını kaybetse bile, hayatta mutlu ve başarılı olabiliyormuş diye düşündü.. 11man’i de sevmişti, ondan biran önce kurtulup eve gitmeyi düşünmüyordu artık. )</p>



<p>11m : Şimdi de seni uzak alemlerde bir yere götüreceğim. Ama oraya direkt gidemiyoruz, hadi tutun bakalım, burdan özel bir gemiye gideceğiz.</p>



<p>Ç : Harika! Denizi severim ben, yaşadığım yerde deniz yok ama İstanbula gittiğimizde hep deniz kenarına gitmek isterim.</p>



<p>&#8230;</p>



<p>Ç : Aaa.. Şuradaki adama da baaak.. Saf mıdır nedir ? Gemiye bindi ama o elindeki torbaları ve sırtındaki kocaman çantayı taşımaya devam ediyor. Yere koyup rahatça seyahat etmek varken boş yere yoruluyor..</p>



<p>11m : Değil mi? Ne kadar da saçma yaptığı.. Acele et, bu durakta iniyoruz. Eveeeet işte burası “KARA RUHLAR DİYARI”</p>



<p>Ç : Neden geldik buraya? Korkunç bir yer, hem her yeri kaplayan bu duman da ne böyle, çok kötü kokuyor.</p>



<p>11m : Burada göstereceklerim var sana. Dediğin gibi kötü kokulu duman.. Hem de zehirli! Korkma ama öldürmez, bu duman insan aklını zehirliyor. Hadi gel burada çok duramayız, dumanın etkisinde çok kalırsak bu hiç de iyi olmaz. Biz ziyaret etmek için öte-diyarlara giden gemiye bindik de geldik. Aslında buraya herkes gelir. Bizim gibi gemiyle değil tabii. Herkesin ruhu gelir buraya. Ve buraya geldiğini de burada ne yaptığını da farketmez. Burada uzun süre kalanlar, buradan çıkmak için çabalamayanlar tamamen zehirli dumanın tesirinde kalırlar ve ruhlarının buradan çıkması neredeyse imkansız hale gelir. Ne görüyorsun ?</p>



<p>Ç : Her tarafta insanlar var, hepsi tamamem siyah giyinmişler hatta kadınlara bak, dudaklarına sürdükleri rujun rengi bile siyah! Çok ama çok mutsuz gürünüyorlar. Bir el bileklerine zincirle bağlı demir toplar var. Onları aşağı çekiyor. O topu çıkarıp atmaya çalışıyorlar. Çıkarıp atabilseler, yerin dibine batmayacaklar. Bunlaradakilerin herkesin ruhu olduğunu söyledin. Gelenlerin ne kadarı bu zincirli topları çıkarıp atabiliyor?</p>



<p>11m : Hiç biri..</p>



<p>Ç : Nasıl yani ? Ama; uzun süre durmazlarsa, dumandan zehirlenmezlerse buradan çıkmaya çabalarlarsa, çıkabileceklerini söylemiştin ?</p>



<p>11m : Evet, buradan çıkabileceklerini söyledim; ama prangalarından kurtulabileceklerini söylemedim.</p>



<p>Ç : Anlayamıyorum, bu pranga dediğin demir toplardan asla kurtulamıyorlarsa bunlar aşağı çekerken, bu ruhlar nasıl yukarı uçup buradan kurtulacak ki ?</p>



<p>11m : İnsanların olayları nasıl değerlendirdiğiyle, bakış açısıyla ilgili bir durum. Dur ya böyle anlatmayayım, en iyisi kendin gör. Al bakalım şu gaz maskesini tak, dumanı solumanı engellesin. Dön bir daha bak şimdi.</p>



<p>Ç : Aaaa! Aynı kişileri yine görüyorum ama bu sefer her yer simsiyah ve iç karartıcı değil. O da ne? Bu insanların eline bağlı olan şey zincirli bir demir top değil, bir balon ! Bir elleriyle balonu tutuyorlar, diğer elleriyle de ipini koparıp bu balondan kurtulmaya çalışıyorlar.</p>



<p>11m : Dediğim gibi bundan kurtulmak imkansız. Buraya gelen herkes önce bu balondan kurtulmaya çalışır, ama burada bekledikçe zehirli dumanın etkisinde kalırlar ve o balonlar artık onlar için bir prangaya dönüşür ve onları aşağı, dibe çeker.. Şu ilerdeki adama bak, yeni geldi, balonu elinde tutuyor ama ne yapacağını bilmiyor. Ne yapacak sence ?</p>



<p>Ç : Böyle beklemeye devam ederse o da diğerleri gibi dumandan zehirlenecek, onu uyarmalıyız!</p>



<p>11m : Dur bakalım, o seni duyamaz. Unuttun mu burası Kara Ruhlar Diyarı, yani burada gördüklerin sadece ruhlarımızın bir yansıması. Sadece gerçek dünyada yakınları tarafından hatta en önemlisi kendisi tarafından uyarılabilir. Pranga veya balon olarak gördüklerin, bizim dünyada yaşadığımız acılar, üzüntüler, kötü şeyler&#8230; Başımıza acı bir olay geldiğinde ruhumuz buraya düşer, bileğimizdekini acıyı bağlı olarak görürüz ve ne kadar denesek de asla kurtulamayız. Bu mümkün değil. Anneni kaybetmen gibi.. Bu durum bir gerçek. Bu durumdan kurtulamazsın, kurtulmaya çalışırsan, yok sayarsan, ruhun burada hapsolur ve dumanın etkisiyle sürekli dibe batarsın. Ama buraya ilk düştüğümüzde zehirlenmeden önce balona baksak, elimizden koparıp atmaya çalışmak yerine balonu tanımaya çalışsak biraz incelesek. Onu serbest bıraksak ne olur biliyor musun ? Bak bizim yeni gelen bırakmaya karar vermiş gibi görünüyor.</p>



<p>Ç : Vay canınaa! Şuna baak! Adam balonu serbest bıraktı. Meğerse balon helyumlu uçan balonmuş. Balonla beraber uçmaya başladı ve gözden kayboldu. Kurtuldu buradan.</p>



<p>11m : Evet, aynen böyle. Unutma; acı ve üzüntü istisnasız herkesin başına gelir, evrensel bir şeydir. Yapmamız gereken acıyı yok saymak, bastırmak değil. Durup düşünmek, şöyle bir dışardan izleyici olarak bakmak. O zaman bu dediklerimin ve burada gördüklerimizin farkına varabiliriz. Aksi takdirde acı buradaki prangalar gibi bizi dibe batır. Acıyı tanımaya çalışmazsak gemide gördüğün adam gibi oluruz. Yüklerini yanına koyup rahatça seyehat edeceği yerde gereksiz hamallık yapıp eziyet çekiyordu. Yükleri yüzünden, gemi yolculuğunun hiçbir zevkine varamadı, etraftaki güzellikleri hiç göremedi. Hayatımızı da bir gemiye benzetebilirsin. Evet acılarımızın tamamen yok olması mümkün değil. Ama onu her an sırtımızda yük olarak taşımaya gerek yok. Acıyı öcü gibi karşımızda düşman olarak görmek yerine, herkesin başına gelebilecek bir şey olarak kabullenmeliyiz. Acıya rağmen değil; acıyla beraber bu hayatı sürdüreceğiz. O zaman bu acının hayatımızdaki tek şey olmadığını, hayatımızda daha bir çok güzellikler olduğunu fark edebiliriz..</p>



<p>( Eve dönerler )<br>11m : Şimdi benim gitmem gerekiyor.<br>Ç : Gitmesen olmaz mı ? Bi daha ne zaman geleceksin ?<br>11m : Ne zaman istersen gelirim, istediğin zaman beni çağırabilirsin. Ç : Gerçekten mi ? Nasıl ?</p>



<p>11m : Korktuğun, üzüldüğün, sinirlendiğin, acı çektiğin zaman gözlerini kapat. Derin nefes alıp vererek on bire kadar say. Hoop ben ordayım.. Artık korkmana gerek yok çocuk. Artık yanında ben varım. Senin süper kahramanınım.. Görüşürüüüz..</p>



<p>Çocuk : Görüşürüz onbir-meeeeeeeen</p>



<p></p>



<p><strong>Danışanın  izni ile yayımlanmıştır.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/bir-iyilesme-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEPREM.. AYAĞIMIN ALTI</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/deprem-ayagimin-alti/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/deprem-ayagimin-alti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 08:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yusufcakiroglu.com/?p=754</guid>

					<description><![CDATA[AYAĞIMIN ALTI …YER/YERYÜZÜ Deprem bizim ülkemizin bir gerçeği olmakla beraber her defasında büyük bir şokla karşılık veriyoruz yaşadıklarımıza. Yerin sarsılması, doğduğumuz andan itibaren en güvenli yeri olarak bildiğimiz yerin ayaklarımızın altından kayıp gitmesini elbette sakince karşılamamız mümkün değil.  Sevgili Ümran Korkmazlar hocamızı hatırlatıyor bana depremler,  deprem mağduru çocuklarla EMDR (Travmada çalıştığımız bir terapi yöntemi) çalışırken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>AYAĞIMIN ALTI …YER/YERYÜZÜ</p>



<p>Deprem bizim ülkemizin bir gerçeği olmakla beraber her defasında büyük bir şokla karşılık veriyoruz yaşadıklarımıza. Yerin sarsılması, doğduğumuz andan itibaren en güvenli yeri olarak bildiğimiz yerin ayaklarımızın altından kayıp gitmesini elbette sakince karşılamamız mümkün değil.</p>



<p> Sevgili Ümran Korkmazlar hocamızı hatırlatıyor bana depremler,  deprem mağduru çocuklarla EMDR (Travmada çalıştığımız bir terapi yöntemi) çalışırken çalışmaya ara verdiği zamanlarda <em>‘hadi şimdi birlikte kahvaltı yapacağız, kekimizi çayımızı içeceğiz</em> ’ dediği anlar geliyor her deprem sonrası aklıma. <strong><em>Şimdi normal olana dönmek gerek</em></strong>. Deprem sonrası normal hayata ne kadar kısa sürede dönebilirsek sonrasında travmayı atlatma konusunda daha dayanıklı olabiliyoruz. Aynı zamanda dayanışma, birlikte olduğumuz duygusunu hissetmek de hepimize ve çok iyi gelir. İzmir de herkes birbirine yardım etmenin çabası içinde. Bu kadar kötü şeyler yaşanırken, insanın insana dokunuşu, insan sıcağı  ayakta tutuyor hepimizi.</p>



<p>Bir yandan da yaşamın kutsallığı ve saflığını biraz daha fazla hissedebilmek için olmalı ki, göçük altından saatler sonra kurtarılabilen ‘<em>tatlı küçük kız fotoğraflarını</em> ’ paylaşıyoruz. Büyük olasılıkla biraz önce sözünü ettiğim refleks ile paylaşıyoruz ama bu çocukların yıllar sonra bu fotoğrafları tekrar gördüklerinde neler hissedebileceklerini öngöremiyor olmalıyız.</p>



<p>Çocuklar, yaşam ve mekân kaybı gibi olaylara anlam vermekte, yetişkinlerden daha fazla zorlanırlar. Duygularını anlatmakta ise deneyimsizdirler. Çocuklarda, depreme bağlı psikolojik sıkıntılarla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken birçok bulgu vardır. Bunlar arasında, huzursuz ve ajite davranışlar, öfke nöbetleri, uyku sorunları, korkunç rüyalar görme ve ağlayarak uyanma, kaybettiği kişinin hayaletini gördüğünü söyleme, arkadaşlarıyla beraber olma ve oyun isteğinin azalması, bebeksi davranışlar, dikkat bozukluğu, büyüklere aşırı bağımlılık geliştirme, yatak ıslatma, tanısı konulamayan ağrılardan yakınma, kusma, okul başarısında düşme sayılabilir. Bu bulguları tanıyıp, ilgili bir yaklaşımla çocuğa yardımcı olunabilir. Çocuğa özel zaman yaratıp onunla konuşmak, güven vermek, ortak aktiviteler düzenlemek, günlük yaşamda sorumluluk almasına destek olmak, gereğinden fazla sorumluluk yüklememek, sorunun daha kısa sürede çözümüne katkıda bulunacaktır. İki haftayı geçen ve şiddetli bir tablo halinde devam eden durumlarda, profesyonel destek sağlamak büyük önem taşır.</p>



<p>Deprem gibi ağır bir travmanın yarattığı psikolojik etkiler, tamamen ortadan kalkmayabilir. İyileşme belirtileri, olaya daha az şiddetle duygusal tepki verme ve sorunlara çözüm geliştirme becerisinin artışı biçiminde gözlemlenebilir.</p>



<p>Depremin hemen sonrasında yapılacak psikolojik yardımda kişiye, yaşadıklarını ve duygularını rahatça belirtme olanağı vermek, zihinsel ve bedensel rahatlama ve dinlenmeye olanak sağlamak, ulaşabildiği yakınlarının yardımını istemesi için cesaretlendirmek, travmanın yaratabileceği duygusal sorunlar konusunda aydınlatıcı bilgiler sunmak önemlidir. Deprem sürecini yaşayan kişi, konuşmak istemediği takdirde, buna zorlanmamalıdır. Kendisinin arzu ettiği bir zamanda duygu ve deneyimini paylaşabileceğini bildirmek, kişinin rahatlamasını sağlayacaktır. Konuşulduğunda, kişinin yaşadıklarını önemsizleştiren, deneyimini anlatmasına ve yaşamasına izin vermeyen, duyguları bastırmaya teşvik eden yorumlardan kaçınılmalıdır. Travma, kişinin yaşamını yeniden düzenleme konusundaki motivasyonunu kırmış olsa da, çaba sarf etmenin öneminin kavranması, psikolojik iyileşme açısından çok önemlidir. Kişi, iyileşmeye, çok zor bir yaşam sürecinden geçtiği gerçeğini kabul ederek başlamalıdır. Deprem sonrası keder ve matem kaçınılmaz olabilir. Fakat her travmatik olay gibi, yaşanan yeni sürecin de bir süre sonra giderek etkisini kaybetmeye başlayacağı gerçeği olabildiğince göz önünde tutulmalıdır</p>



<p>Bunun yanı sıra haber kanallarında ilk günlerde yaşananların da etkisi ile oldukça telaşlı ve kaygılı sesler yükseldi ve yükselmekte. Depremi doğrudan yaşayanlar doğal olarak bir çok şeyin içindeyken kitle iletişim araçları ile de  ikincil olarak bu sonuçlardan etkilenmekteler. Bu durumda özellikle,  yaşlılar ve çocuklar üzerinde olumsuz etki yapmakta. Bir taraftan bir Pandeminin içindeyken bir de depremin gelmesi doğal olarak çok daha yorucu olmakta. Bu nedenle sosyal medyanın da  kitle iletişim araçlarının da daha hassas olması gerektiği, kullanılan dilin ve yapılan felaketleştirmelerin kontrol altında olması gerektiği düşüncesindeyim.</p>



<p>Deprem sonrası psikolojik reaksiyonlar arasında konfüzyon, korku, keder, suçluluk ve öfke gibi güçlü zihinsel ve duygusal durumlara rastlanabilir. Uyku ve odaklanma sorunları ortaya çıkabilir. Yaşananlar zihinde sürekli canlanabilir. İnsanların büyük çoğunluğu, deprem deneyiminden önce çok sarsıcı bir travmayla karşılaşmamış oldukları için, dünyayı güvenli bir yer olarak kabul eder ve yakınlarındaki insanların birdenbire ölebileceği düşüncesini taşımazlar. Bu güven ve inanç, ömür boyunca yavaş yavaş inşa edildiğinden, ortaya çıkan ani değişime aynı hızla uyum gösterebilmek insan psikolojisi için çok zordur. Yaşamın paylaşıldığı insanlara ya da olgulara dair geçmişteki anılarla, depremin yarattığı, kayba dayalı yeni gerçeklik, bilinçte birbiriyle çelişen farklı duygu durumları yaratır. Her koşulda yapılması gereken, ilk yaraların sarılmasından sonra, yaşanan trajedinin kabullenilmesi, yaşamın yeniden anlamlandırılması ve kalınan yerden yaşamsal sorumluluklara devam edilebilmesidir.</p>



<p>Deprem Travmasına Yaklaşım İnsanların travmayla başa çıkmalarına yardımcı olacak standart bir yöntem yoktur. Depremin hemen sonrasında yapılacak psikolojik yardımda kişiye, yaşadıklarını ve duygularını rahatça belirtme olanağı vermek, zihinsel ve bedensel rahatlama ve dinlenmeye olanak sağlamak, ulaşabildiği yakınlarının yardımını istemesi için cesaretlendirmek, travmanın yaratabileceği duygusal sorunlar konusunda aydınlatıcı bilgiler sunmak önemlidir. Deprem sürecini yaşayan kişi, konuşmak istemediği takdirde, buna zorlanmamalıdır. Kendisinin arzu ettiği bir zamanda duygu ve deneyimini paylaşabileceğini bildirmek, kişinin rahatlamasını sağlayacaktır. Konuşulduğunda, kişinin yaşadıklarını önemsizleştiren, deneyimini anlatmasına ve yaşamasına izin vermeyen, duyguları bastırmaya teşvik eden yorumlardan kaçınılmalıdır. Travma, kişinin yaşamını yeniden düzenleme konusundaki motivasyonunu kırmış olsa da, çaba sarf etmenin öneminin kavranması, psikolojik iyileşme açısından çok önemlidir, küçük olumlulukların bile farkına varmak, iç dünyayı güvenilir insanlarla paylaşabilmek, sorunlarla ilgili akılcı bilgi kaynaklarına ulaşmak, iyileşme sürecini kolaylaştıran tedavi yöntemidir kereden sonra giderek bu duygunun aşılmasını sağlayacaktır.</p>



<p>Hepimiz korktuk; korku normal ve sağlıklı bir duygudur bizi gelecek tehlikelerden korur, önlem almamızı sağlar. Korku duyduğumuzda ilkel beyin aktiftir ve korteks yani muhakeme yeteneğimiz devre dışı kalır, beden savaş ya da kaç tepkisini verir. İşte tam da burada kek yemek, çay içmek ya da sıcak ve makul bir ses duymak iyi gelir. Bir travmanın içindeyken ne yaşadığımızı tanımlamak zordur, işte burada ‘insan sıcağı’ iyi gelir. Dayanışma, yalnız olmadığımız duygusu iyi gelir. Her koşulda yapılması gereken, ilk yaraların sarılmasından sonra, yaşanan trajedinin kabullenilmesi, yaşamın yeniden anlamlandırılması ve kalınan yerden yaşamsal sorumluluklara devam edilebilmesidir. Travma, yaşanan şeyin yorumlanamaması demektir, yorumlayabildiğimizde yani anlamlandırabildiğimizde artık travma olmaktan çıkar.</p>



<p><em>Bir de öncesinde daha akılcı olmak gerek sanırım, yaşayacağımız binaları seçerken ve de kime güvenebileceğimizi seçerken elbette..</em></p>



<p><em>Saime Çağlı</em></p>



<p><em>Uzm Psikolog-Psikoterapist</em></p>



<p><em>Kaynak;&nbsp;</em>Şafak Nakajima,&nbsp;Okmeydanı Tıp Dergisi 28(Ek sayı 2):150-155, 2012 doi:10.5222/otd.supp2.2012.150</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/deprem-ayagimin-alti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DENİZ&#8217;İN RÜYASI (KORONA KUŞU)</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/denizin-ruyasi-korona-kusu/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/denizin-ruyasi-korona-kusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 08:47:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yusufcakiroglu.com/?p=751</guid>

					<description><![CDATA[DENİZ’ İN RÜYASI (Korona Kuşu) Birkaç gündür huzursuzdu Deniz, annesi ile babası sürekli kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı son zamanlarda. Bir virüs mü varmış ne adı da Korona gibi bir şeymiş , insanlara zarar veriyormuş, ondan korunmak için evden hiç  çıkmamak gerekiyormuş. O gece bir rüya görmüş Deniz… Deniz, uykusundan uyanmış ve koşarak annesinin yanına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>DENİZ’ İN RÜYASI (Korona Kuşu)</p>



<p>Birkaç gündür huzursuzdu Deniz, annesi ile babası sürekli kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı son zamanlarda. Bir virüs mü varmış ne adı da Korona gibi bir şeymiş , insanlara zarar veriyormuş, ondan korunmak için evden hiç  çıkmamak gerekiyormuş. O gece bir rüya görmüş Deniz…</p>



<p>Deniz, uykusundan uyanmış ve koşarak annesinin yanına gitmiş ‘Anne ben bir rüya gördüm hem korkutucuydu hem de çok güzeldi ’ diye anlatmaya başlamış.</p>



<p>‘Hem korkutucu hem de güzel hmm’ demiş annesi merak etmiş, &nbsp;‘Nedir seni hem korkutan hem de hoşuna giden aynı anda hadi anlat bana rüyanı tatlım ’.</p>



<p>Hani sen hep derdin ya güzel rüyalar gör ama kötü rüyalar da görülür diye hah işte bu öyle bir rüyaydı anne. Rüyamda yeryüzünde bütün kuşların başına bir talihsizlik gelmiş bu bir hastalıkmış, Korona virüs diyorlardı rüyamda büyük kuşlar ona. Böyle yıldız gibi bir şeye benziyormuş bu virüs. Bütün kuşlar hastalanmaya başlamış, en çok da yaşlı kuşlar hastalanıyormuş. Kimsenin evden çıkmaması gerekiyormuş, minik kuşun annesi ile babası da işe gitmiyormuş artık, evde çalışıyorlarmış, bazı anne ve baba kuşlar işlerini kaybetmiş, bazıları da mecburen işe gidiyorlarmış, işe giden kuşlar şifacı kuşlarmış bir de temizlik işi ile uğraşan kargalar her gün ormanı temizlemeye devam ediyorlarmış. Posta güvercinleri  de sürekli bilgilendiriyormuş  bütün kuşları olanlar hakkında. Herkes elinden geleni yapmaya çalışıyormuş.</p>



<p>Korona denilen bu virüs, aslında sadece yaşamaya çalışıyormuş, kuşlara bu kadar zarar verdiğinin farkında bile değilmiş, biraz daha zaman geçince diğerleri ile uyumlu bir şekilde yaşamayı da öğrenecekmiş, öğrendiğinde de artık kimse zarar görmeyecekmiş . O zamana kadar bütün kuşlar bir şeyler yapmalıymış.</p>



<p>Sonra birden &nbsp;minik kuş yerde bir tüy görmüş bu diğer kuşların tüylerinden çok farklıymış. Bu içinde her rengin olduğu tüy Simurg diye bir kuşun tüyüymüş anne, gönderdiği tüy&nbsp; bir işaretmiş aslında.</p>



<p>Annesi onu merakla dinlemeye başlamış. ‘ Bir tüy ha, peki sonra ne olmuş ?’</p>



<p>Bu kuş yani Simurg Kaf dağında Bilgi ağacının dallarında yaşarmış. O her şeyi bilirmiş, kuşlar kafaları karıştığında ona danışmaya giderlermiş. Yeryüzündeki bütün kuşlar bir araya gelmiş ve Simurg’u bulmaya karar vermişler, ona bu Korona denilen virüsten nasıl kurtulacaklarını soracaklarmış. Yola koyulmuşlar, koyulmasına da evden çıkmamak gerekiyormuş ya, &nbsp;onlar da hayal güçlerini kullanacaklarmış. Minik kuş, &nbsp;‘Simurg’ a ulaşmak çok da kolay değil, aşılması gereken vadiler var, bütün bu vadileri geçtikten sonra Simurg’ a ulaşabiliriz’ demiş. Bütün kuşlar gözlerini kapatıp onun söylediklerini hayal etmeye başlamışlar. Ortalığı büyük bir sessizlik kaplamış birden bire.</p>



<p>&nbsp;‘Geçilmesi gereken vadiler mi varmış nasıl yani? ’ diye sormuş annesi, &nbsp;bu konuşmaya duyan baba da içeriden gelmiş onların yanına ve o da merakla dinlemeye başlamış.</p>



<p>Bu vadilerden ilki&nbsp;<strong>İstek</strong>&nbsp;<strong>Vadisi’</strong>ymiş, burada herkesin isteyebileceği&nbsp; çok güzel şeyler varmış, en güzel yemekler, içecekler, şekerlemeler, harika şeylermiş bunlar. Her birinde bir telaş bir heyecan. Bazı kuşlar kalmışlar burada yola devam etmemişler. Bülbül demiş ki ‘Burası çok güzel burada bir kuşun isteyebileceği her şey var ama ben&nbsp; gülü özledim’ ,&nbsp; güle olan aşkını hatırlayıp geri dönmeye karar vermiş. Bir kısmı&nbsp; burada kalmış bir kısmı da geri dönmüşler. Minik&nbsp; kuş şaşırmış &nbsp;‘Heeey daha yeni çıktık yola demiş’ dönmüş arkasına bakmış ki giden gitmiş, kimi de orada kalmaya karar vermiş, yola devam etmeyeceklermiş yani. Neyse bizim kuş ve diğerleri &nbsp;devam etmişler yollarına.</p>



<p>İkinci vadiye gelmişler, burası <strong>Aşk</strong> <strong>Vadisi’</strong>ymiş yine bizim kuşlardan bazılarının başı dönmüş; aşık olmuşlar ama bu aşk öyle birbirlerine duydukları aşka benzemiyormuş, kendini bir şeylere inandırmaya o şeyden başka bir şey düşünmemek gibi bir şeymiş bu&#8230; En güzel, en pahalı oyuncaklar varmış burada. Bu oyuncaklara sahip olmayı istemişler, büyük kuşlar içinde lüks yuvalar, gösterişli eşyalar filan varmış….Sadece onlara sahip olmak istemişler başka bir şey düşünemiyorlarmış. Burada kalmaya karar vermiş çoğu… Papağan ben burada kalacağım ve sonsuza dek bu güzel oyuncaklarla oynayacağım demiş.</p>



<p>&nbsp;Babası sormuş&nbsp; ‘ İşleri pek kolay görünmüyor ne dersin nasıl ulaşacaklar bu her şeyi bilen kuşa?’</p>



<p>Babaaa, &nbsp;biraz sabret demiş bizim minik kuş.</p>



<p>Sonra üçüncü vadiye gelmişler burası da&nbsp;<strong>Bilgisizlik&nbsp; Vadisi’</strong>ymiş. Burada kimse hiçbir şeyi merak etmiyormuş, Amaan ne olacak sanki yeni şeyler öğrenip de diyorlarmış. Hiç soru sormamışlar merak da etmemişler, kuşların bir kısmı burada kalmış. Kartal da burada kalmaya karar vermiş, ‘Şöyle bir uzanım ben’ demiş yatmış, kalkmış, etrafa bakmış arada da bir havalanıp av bulmuş kendisine bu kadarı yetermiş.</p>



<p>Kuşların sayısı gittikçe azalıyormuş. Dördüncü vadi&nbsp;<strong>İnançsızlık</strong>&nbsp;&nbsp;<strong>Vadisi’&nbsp;</strong>ymiş, boşuna geldik buralara kimse bizi kurtaramaz bu virüsten diye sesler yükselmeye başlamış içlerinden bazılarında. Baykuş diğer baykuşlarla birlikte bataklığına dönmeye karar vermiş onlar da, vazgeçmişler yani.</p>



<p>Ardından&nbsp;<strong>Yalnızlık Vadisi</strong>&nbsp;gelmiş. Bütün kuşlar korkmaya başlamış. Sadece kendileri varmış gibi endişelenmişler &nbsp;ve tek başına hareket ettikleri için diğer hayvanlar tarafından zarar görmüşler. Oysa birlikte hareket edebilseler en büyük düşmana da kolaylıkla karşı koyabilirlermiş. Ama onlar ne yapmış; kendi içlerinde kavga etmeye başlamışlar.</p>



<p>&nbsp;Anne araya girmiş ‘Keşke birlikte hareket etmenin gücünü anlayabilselermiş’ demiş&nbsp; ‘O zaman Korona ya karşı daha güçlü olurlarmış, birlikte hareket etseler, kavga etmeseler, kimse yuvasından &nbsp;çıkmasa, hem yuvalarında birlikte çok eğlenceli zaman da geçirebilirlermiş’&nbsp; demiş.</p>



<p>&nbsp;Deniz &nbsp;iç çekmiş ‘Bilememişler anne’ demiş.</p>



<p>Sonra uçarken uçarken öyle bir yere gelmişler ki burası herkesin lider olmak istediği bir yermiş adı da&nbsp;<strong>Ben Vadisi’</strong>ymiş. Ben bilirim doğru olanı kimse benden daha iyisini bilemez demeye başlamış bu vadide kuşlar. Herkes lider olmak istemiş, birbirlerini ezip geçmişler. Zavallı minik kuş şaşkınlıkla izliyormuş olanları. Bazı kuşlar bu vadiyi çok beğenmiş ve burada kalmışlar.</p>



<p>Diğerleri yola devam etmiş. En sonunda masmavi gökyüzünde doğan güneşi görmüşler, Güneş hızla yaymış ışıklarını, gözleri kamaşmış birbirlerini görememişler önce,  minik kuş ‘ hey bakın burası ne kadar aydınlık ve sıcak’ demiş neşeyle, sonra fark etmiş ki tüm o vadilerden geçebilmeyi başarmakmış aslında hedef&#8230; Topu topu 30 kuş kalmışlar. Simurg 30 kuş demekmiş zaten. Si,  otuz , Murg da kuş anlamına geliyormuş Farsça’ da.</p>



<p>Eveeet… Simurg onlarmış. Bilge olan, sorunlara çözüm bulacak olan onlarmış meğer. Hepsi bir araya gelmiş ve demişler ki ‘ Heeey bu Corona virüsü geldi tamam ama gidecek biz elimizden geleni yapalım, önce hep birlikte hareket edelim, aramızda anlaşmazlıklar çıksa da çözüm yolları bulmaya çalışalım, dikkat edelim, kendimizi koruyalım, sevdiklerimizi koruyalım birlikte güçlü olalım, bize daha neler öğretecek buna bakalım. Korona korksun bizden…’&nbsp;</p>



<p>Annesi ve babası Deniz’ i kucağına almış ve sevgiyle sarılmışlar. Annesi  gözlerinin içine bakarak,  tekrar şöyle demiş  ‘Evet minik kuşum elbette kötü şeyler olacak ama güzel şeyler de olacak, bazen biri biter diğeri başlar hem güzel şeyler hem kötü şeyler hep olacak,  hadi şimdi gidip birlikte kurabiye yapalım..’ demişler…</p>



<p>Saime Çağlı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/denizin-ruyasi-korona-kusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR PANDEMİ’Yİ YAŞAMAK VE TANIKLIK ETMEK&#8230;</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/bir-pandemiyi-yasamak-ve-taniklik-etmek/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/bir-pandemiyi-yasamak-ve-taniklik-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 08:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yusufcakiroglu.com/?p=748</guid>

					<description><![CDATA[Dünya üzerinde yaşanan en büyük pandemiye tanıklık etmek yıllar sonra bizi ya da bizden sonraki nesilleri şimdi olduğundan daha farklı yapacağı kesin. Şu süreçte umut edeceğimiz şey &#160;Dünya’ ya şu ya da bu şekilde bir şeyleri miras bırakacağımız gerçeği. Sadece bu bile biz sıradan insanları ‘özel’ &#160;yapıyor olacak. Bu bir travma mı? Öyle görünüyor. Travma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünya üzerinde yaşanan en büyük pandemiye tanıklık etmek yıllar sonra bizi ya da bizden sonraki nesilleri şimdi olduğundan daha farklı yapacağı kesin. Şu süreçte umut edeceğimiz şey &nbsp;Dünya’ ya şu ya da bu şekilde bir şeyleri miras bırakacağımız gerçeği. Sadece bu bile biz sıradan insanları ‘özel’ &nbsp;yapıyor olacak.</p>



<p>Bu bir travma mı? Öyle görünüyor. Travma nedir? Bir insanda bir ay veya daha uzun süren şiddetli strese ve kişiyi olumsuz şekilde etkileyen duygulara neden olan herhangi bir zarar verici olay, durum veya deneyimdir. <strong>Bir pandemiyi yaşamak, travmaya neden olabilir. Bazen tersi de gerçekleşebilir. Bazen iyi yöndeki değişimler, insanların zorlu bir dönemde yaşadıkları deneyimlerden kaynağını alır. Birçok insan, problemleriyle yüzleşirken, güçsüzleşmekten ziyade daha güçlü hale gelebilir.</strong> Travma hemen hemen herkesin hayatında bir anda oluverir. Travma, doğal bir felaket nedeniyle yaşadığı yerden ayrılmak zorunda kalmaktan, ciddi bir yaralanmadan, kendisinin veya bir yakınının yaralanmasından veya kayıptan (ölüm, terk edilme vb.) kaynaklanabilir. Travma, bir araba kazasında araç içinde olmaktan veya uçak kazasında olan birini tanımaktan da oluşabilir. En kötü travmaların bazıları istismar, fiziksel / psikolojik şiddet, kavgalar, ağır hastalıklar veya savaş zamanı olayları gibi çok kişisel olabilir.</p>



<p>Birçok kişi korkunç bir olaydan sonra sorunsuzca iyileşir. Travmatik tepkilerin zaman dilimi çok değişir. Bazen çocuklar ve genç yetişkinler olaydan hemen sonra korkar, üzülür veya endişelenir, ancak bir çoğu da günler veya aylar sonra rahatsızlık yaşayabilir. Bazıları uyumakta zorluk çekebilir veya kötü rüyalar görebilirler. Yüksek kaygının neden olduğu baş ağrıları, mide ağrıları veya başka problemler nedeniyle okula gitmekten korkabilirler. Ne hakkında endişelendiklerini bile bilemedikleri bir durumda olabilirler. Ne olduğunu hatırlamakta güçlük çekebilirler veya bazen hiç düşünmek istemeyecekleri kötü şeyleri hatırlayabilirler. Korku içinde olabilirler. Hiçbir duyguyu hissedemeyebilir, duygusal olarak uyuşmuş olabilirler. Dikkatlerini toparlayamayabilir, odaklanamayabilir veya öğrenemeyebilirler.</p>



<p>Diğer afetlerde olduğu gibi yeni korona virüs pandemisi (COVİD-19) çocukların gelişim sürecinde pozitif bir etki yaratabilir, öğrenme ve olgunlaşmayı tetikleyebilir. Veya tam tersine yalnızca korku ve şüphe yaratarak negatif bir deneyim olabilir. Duyarlı ve organize olmuş yetişkinlerden oluşan bir ağdan kişisel, ailevi veya toplumsal kökenli zorluklarla başa çıkma konusunda destek/yardım alan çocuklar bu destekten fayda göreceklerdir.&nbsp;<strong>Dünyadaki bir çok ulusun geleceği; çocuklar, aileler, şirketler ve devletlerin bu ve benzer krizler karşısında nasıl işbirliği yapacağına bağlıdır. Hepimizin geleceği bizler ve çocuklarımızın düşünceli bir şekilde beraberce bu mesele için çalışabilmesine bağlıdır.</strong>&nbsp;<strong>Bu pandemi, dünyanın gelecek nesiller adına işbirliği yapması için bir fırsattır.</strong></p>



<p><strong>Tüm bu nedenlerle çocuklarımıza yaşananlar hakkında onlarında anlayabileceği düzeyde sürecin nasıl işlediğine ve neler yaşandığına dair bilgi vermek sağlıklı olacaktır.</strong></p>



<p><strong>Yetişkinler ve çocuklar neler olduğunu düşünürken genellikle üzülür veya korkarlar. Sadece korkmak yerine öğrenmeliyiz de.</strong></p>



<p><strong>Aşağıdaki çocuklarımız ile iletişime geçtiğimizde onlara neyi ne kadar anlatabileceğimiz kolaylaştırabilir.</strong></p>



<p>‘Aralık 2019’da Çin’in Hubei bölgesindeki Wuhan’da COVID-19 salgını meydana geldi ve sonrasında Çin’deki tüm diğer şehirlere sıçradı. Daha sonra dünyanın diğer tüm bölgelerine yayıldı. Salgının başlamasından sonraki üç ay içinde, yüz binden fazla insan hastalandı. Çoğunlukla Çin anakarasında daha küçük sayıda insanlar ölürken, çok sayıda insan tedavi için hastanelere gitti. Çin, Japonya, İran, Güney Kore, İtalya ve diğer ülkelerdeki yerel hastaneler nefes darlığı çeken hastalarla aşırı kalabalıklaştı. 12 Mart 2020’ye kadar ABD’de 1000’den fazla Covid-19 hastası vardı. Hızla yeni hastaneler inşa ediliyor ve var olan diğer hastaneler de tüm dünyada genişletiliyor. Birçok sağlık çalışanı, yeterli ekipman ve korumaya sahip olmadıkları için aniden enfeksiyon riski ile karşı karşıya kalıyor.</p>



<p>Pandemi, birçok ulusun ve milyonlarca insanın günlük hayatını birçok yönden bozdu: karantina, ailelerin bölünmesi, malzeme sıkıntısı, trafik kontrolü, iş ve okul faaliyetlerinin askıya alınması, maskelerin yetersizliği ve hastalık hakkında panik. Artan yayılım, enfekte vaka sayısı ve artan ölüm sayısı hakkında sürekli haberler var. Birçok kişi sevdiklerini ve arkadaşlarını kaybetti. İnsanlar salgının geçmesini beklediğinden günlük yaşam ev izolasyonu ile zorlaştı.</p>



<p>Avrupa’dan ABD’ye seyahat, Mart ortasından itibaren kısıtlandı. Birçok okul kapandı. Birçok üniversite internet üzerinde ders vermeye başladı. Spor etkinlikleri dünya çapında iptal edildi veya stadyumlarda taraftar olmadan gerçekleştiriliyor. Birçok şeyin sıkıntısı ve kıtlığı olabilir. Tüm bu değişikliklerin üstesinden gelmek zor olacak; ancak onlarla aileler, arkadaşlar, öğretmenler, yerel ve ulusal yönetimlerin yardımıyla başa çıkabileceğiz.</p>



<p>Umuyoruz ki, bilim insanları öncülük eder ve dünya hükümetlerine bu yayılmanın nasıl azaltılacağı, aşıların ve tedavilerin nasıl geliştirileceği, ölümlerin ve finansal zorlukların önlenmesi için dünya kaynaklarının nasıl akıllıca kullanılacağı konusunda tavsiyelerde bulunacaklardır.</p>



<p>Çin’de on binlerce sağlık çalışanı, şu anda bir pandemi olan bu yayılımın başlangıcında yardım etmeye gönüllü oldu. Sloganları “Yaşam ya da ölüm ya da herhangi bir ödül ne olursa olsun&#8221;, tıbbi tedavi, değerlendirme, önleme ve kontrol sağlamak için yüksek derecede enfekte olmuş bölgelere gittiler. Tıbbi personel uzun saatlerce ve çok çalışıyor. Çünkü birçok insanın yardıma ihtiyacı var. Sürücüler, inşaat işçileri, elektrikçiler ve mühendisler kendilerini yeni hastanelerin inşasına ve mevcut hastaneleri büyütmeye adadılar. Memurlar, toplum çalışanları, yardımlaşma komiteleri, polisler, öğretmenler, psikolojik danışmanlar ve terapistler, gönüllüler ve diğerleri, yayılımdan etkilenen kişilere hizmet sunmak ve etkilenen insanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak için yardım eli uzattılar.</p>



<p>Dünyanın her yerinden birçok insan, enfekte bölgeler için para, mal ve tıbbi yardım malzemeleri bağışlıyor. Bazı şirketler, en çok ihtiyaç duyulan miktarda tıbbi malzemeyi sağlamak için doğrudan helikopterler gönderdiler. Farklı insanlar arasında muazzam bir işbirliği var. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Çin&#8217;in salgını kontrol altına alma çabalarına büyük önem verdi. Yurtdışındaki insanlar bunu televizyon, radyo ve internetten öğrendiler. Dünyadaki birçok insan hastalar ve karantinaya alınan kişiler için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Birçok insan yardım etmenin yollarını buldu. Ayrıca salgından etkilenen diğer ülkelere de yardım geliyor. Sorun uluslararası bir sorundur.</p>



<p>Pandemi nedeniyle binlerce insanda hasta oldu. Bu, tüm dünya için büyük bir tehdittir. Tıbbi destekler ve diğer yardımlar ilk olarak en ciddi vakalara ve bölgelere yönlendirildi. İnsanlar ve aile üyeleri hastalandıklarında çok endişeleniyorlardı. Ancak genellikle tüm doktorların ve hemşirelerin, her hasta hastayı kurtarmak ve onlara bakmak için ellerinden gelenin en iyisini yaptığını görünce kendilerini daha iyi hissettiler. Virüsün bulaştığı herkes çok hasta olmadı. Covid-19 virüsünü alan insanların % 80&#8217;inden fazlası kötü bir soğuk algınlığı veya grip geçirmiş gibi hissettiler, hatta hiç hasta hissetmediler. Esas sorun, hasta olmasalar da virüs taşıyan insanların diğer insanları hasta edebilmeleriydi. En büyük tehlike yaşlı insanlar ve onları zaten zayıf düşüren başka hastalıkları olan insanlar içindi.</p>



<p><strong>Yayılım, çalışma hayatını, okulları, seyahatleri, uğraşıları, ekonomiyi ve tüm dünyadaki ülkelerin kalkınmasını engellemeye devam ediyor. Birçok insanın günlük hayatı ve işi ciddi şekilde değişiyor. İnsanlar çok endişeli ve üzgün hissediyorlar. Genellikle, insanların büyük bir kayıp yaşadıktan hemen sonra umutlu hissetmeleri zordur. İyileşmek için biraz zamana ihtiyaçları var. Biraz zaman geçtikten sonra insanların umutlu hissetmeleri, biraz daha kolaylaşacaktır&#8217;.</strong></p>



<p>Bu içerikler doğrultusunda çocuklarımız ile konuşmamız onları rahatlatacaktır. Bu şekilde bir açıklama-bilgilendirme çocuğunuzun yaşı ile de ilgili olup, 8-9 yaş üstündeki çocuklar ile bu içerikler doğrultusunda konuşulması önerilir. Daha küçük çocuklar ile farklı etkinlikler, resim vb. ile duygularını yansıtmalarını sağlayabilir. Daha sonra da onların anlayabilecekleri bir dil ile elbette ki <strong>yapılmakta olanlara</strong>  ve <strong>umutlu olmaya</strong> daha fazla vurgu yaparak açıklamalar yapılabilir. En önemlisi de tüm Dünya insanlarının yüzyıllardır ilk kez bu kadar <strong>birlikte</strong> hareket ettiklerine vurgu yaparak…</p>



<p>Bu vurguyu en çok da kendimize hatırlatmayı unutmayalım..</p>



<p>Saime Çağlı</p>



<p>Uzm Psikolog-Psikoterapist</p>



<p>Kaynak: www.childrenspsychologiheealthcenter.org</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/bir-pandemiyi-yasamak-ve-taniklik-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAYAT AĞACININ KÖKLERİNDEN CORONAYA BAKMAK</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/hayat-agacinin-koklerinden-coronaya-bakmak/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/hayat-agacinin-koklerinden-coronaya-bakmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 08:39:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yusufcakiroglu.com/?p=744</guid>

					<description><![CDATA[(Ya da küçük Beyza&#8217;nın KAOS adlı resminden..) Yeryüzü insanları ve elbette tüm canlıları olarak, çok zor bir dönemden geçiyoruz, belki de yeryüzü tarihinde ilk kez el ele vereceğimiz bir dönem olacak ve bu şekilde hatırlanacak yıllar sonra.. El ele verebileceğimiz fikri umut verici; bu süreç ile ruhsal anlamda sağlıklı bir şeklide baş edebilmek için psikolojik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>(Ya da küçük Beyza&#8217;nın KAOS adlı resminden..)</p>



<p>Yeryüzü insanları ve elbette tüm canlıları olarak, çok zor bir dönemden geçiyoruz, belki de yeryüzü tarihinde ilk kez el ele vereceğimiz bir dönem olacak ve bu şekilde hatırlanacak yıllar sonra..</p>



<p>El ele verebileceğimiz fikri umut verici; bu süreç ile ruhsal anlamda sağlıklı bir şeklide baş edebilmek için psikolojik olarak sağlam kalmayı başarabilmemiz gerekiyor. Günlerdir hepimiz şu veya bu şekilde sosyal medyada, internette bir şeyler okuyor ve izliyoruz. Biz insanoğlunu tehlike durumunda ayakta tutan tetikte olma refleksidir. Bütün bunların yaşandığı bir süreçte elbette ki hepimiz tetikteyiz, ancak durumu olduğundan daha da tehlikeli algılamak ve yansıtmak hem kendimiz hem de çevremizdekiler açısından daha çok risk oluşturmakta.</p>



<p>İkinci Dünya Savaşı’ ndaAuschwitz toplama kamplarından sağ kurtulanlar, ümitlerini kaybetmeyen ve sonunda kurtulacaklarına inananlardı. Ölenler oldu, çokça oldu hem de… Sağ kalanlar da hediyeler verdiler yeryüzüne. Victor Frankl bunlardan biriydi, bu süreçte yeni bir bakış açısı ortaya çıktı; varoluşçu felsefe ve varoluşçu terapi…En zor koşullar altında bile yaşananlara <strong>anlam</strong> verebilmeyi başarmak bizi ayakta tutar.</p>



<p>Peki bunu nasıl başaracağız ? Psikolojik olarak sağlam kalmaya çalışarak..</p>



<p>Psikolojik sağlamlık kavramı; Latince “resiliens” kökünden türemiştir ve bir maddenin elastik olması ve aslına kolayca dönebilmesini ifade etmektedir. Psikolojik sağlamlık “sıkıştırılıp ya da esnetildikten sonra orijinal formuna veya pozisyonuna dönebilme becerisi” olarak tanımlanmıştır literatürde.</p>



<p>Psikolojik olarak sağlam kalmayı başaran kişi, sıra dışı koşullara uyum sağlama gibi olumlu gelişme özelliklerine sahip ve geleceğe yönelik olan kişidir.</p>



<p>Olumsuz ve zorlu yaşam koşullarında yetişmiş ünlü ya da başarılı kişilerin yaşam öyküleri ve otobiyografileri, yüksek risk altında yetişen çocuklarla yapılan sistematik psikolojik sağlamlık çalışmalarıyla paralellik ve uyum göstermektedir.</p>



<p>Yine benzer şekilde, travmanın olası etkilerinden kurtulma ve iyileşme konusunda önemli rol oynayan ortak bireysel özellikleri ve farklılıklar olduğu açıktır. Kimse incinmez değildir ve stres kaynakları örseleyici ve yaşamı tehdit edici boyutlara ulaştığında&nbsp;<strong>psikolojik sağlamlık</strong>, travma sonrası iyileşmede oldukça önemlidir.</p>



<p><strong>Herhangi bir örseleyici yaşam olayına maruz kalmayan ama yaşamın çeşitli alanlarında başarılı olan bireyler sağlam değil yalnızca başarılı veya yeterli &nbsp;bireyler olarak nitelendirilmektedirler</strong>.</p>



<p>Psikolojik sağlamlık için, risk ya da zorluk yaşamış olmak, olumlu uyum gösterme baş etme becerilerine sahip olmak ve elbette ki koruyucu faktörlerin (çocuklar için sağlıklı düşünebilen ebeveynlerin varlığı gibi ) işlevselliği söz konusudur.</p>



<p><strong>Çocuklarımızı nasıl koruyacağız?</strong></p>



<p>Bireysel kişilik özelliklerinin yanında araştırmacılar, yaşamı tehdit edici koşullar altında çocukların uyumlarında etkili olan ailesel ve çevresel faktörleri de belirlemişlerdir. Çocuğun ya da ergenin ailede en az bir ebeveyn ya da aile bireyi ile olumlu yakın ilişki içinde bulunması, ebeveynlerin çocuklarına yönelik gerçekçi ve yüksek beklentilerinin olması ile çocukların düzenli ve etkili bir biçimde izlenmesi gibi faktörlerin risk altındaki çocukların ruhsal sağlıkları açısından önemlidir.</p>



<p>Ayrıca, çocuğun içinde bulunduğu çevre ve toplum içinde de psikolojik sağlamlığı etkileyen başka faktörler bulunabildiği ileri sürülmüştür. Ev dışında ilgili ve destek olan, sosyal destek sağlayan bir yetişkinin varlığının yüksek risk altındaki çocuklar ve ergenler için koruyucu bir faktör olduğu belirtilmiştir.</p>



<p>Bu süreçte çocuklarımızın daha da çok zorlandıklarını akıldan çıkarmayalım. Onlar biz yetişkinlere daha doğrusu bizim tepkilerimize bakarak olanları anlamlandırmaya çalışıyorlar.</p>



<p>Bizleri koruyan; olumlu mizaç, iç kontrolü sağlayabilmek, yüksek benlik saygısı, yaşam hedeflerinin olması, etkili problem çözme becerileri, iyimserlik ve umut olacaktır.</p>



<p>Her zaman kötü şeyler olur ve olacak da… Biz bunları reddetsek de karşılaşırız bugün olduğu gibi.</p>



<p><strong>Avatar filmindeki&nbsp; Hayat Ağacı’ nın köklerinden bağlıyız birbirimize aslında.</strong></p>



<p>Korkmayalım, en zor zamanlar hayal gücümüz ve yaratıcılığımızla baş etmeyi başarabildiğimiz zamanlardır. Bir de mizah var tabi ki…</p>



<p>Sevgiyle, sağlıkla kalın.</p>



<p>Saime Çağlı</p>



<p>Uzm Psikolog</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/hayat-agacinin-koklerinden-coronaya-bakmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK VE YAS</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/cocuk-ve-yas/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/cocuk-ve-yas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 08:37:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yusufcakiroglu.com/?p=740</guid>

					<description><![CDATA[ÇOCUK VE YAS ‘Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden’ Kaybetmek.. . çocukların ölümü anlamaları onların bilişsel olgunlaşma düzeyine bağlı olarak değişir. Beş yaşından küçük çocuklar için ölümün bir son olduğunu anlamak zordur. ‘Şimdi orada karnı acıkınca ne yiyecek ?’ diye sorabilirler örneğin. Bu dönemde ölüm kavramını soyut açıklamalarla anlaması mümkün değildir. Somut düşünürler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ÇOCUK VE YAS</p>



<p>‘Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden’</p>



<p>Kaybetmek.. . çocukların ölümü anlamaları onların bilişsel olgunlaşma düzeyine bağlı olarak değişir. Beş yaşından küçük çocuklar için ölümün bir son olduğunu anlamak zordur. ‘Şimdi orada karnı acıkınca ne yiyecek ?’ diye sorabilirler örneğin. Bu dönemde ölüm kavramını soyut açıklamalarla anlaması mümkün değildir. Somut düşünürler küçük çocuklar.</p>



<p>Beş yaşından on yaşına kadar olan çocuklar, zamanla ölen kişinin artık dönmeyeceğini kavramaya başlarlar. Yedi yaş civarında ölümün engellenemez olduğunu kabul etmeye başlarlar, ancak bunun kendileri için geçerli olabileceğini düşünmeye dirençlidirler. Büyümeye başladıklarında olayların neden sonuç ilişkilerini daha iyi anlamaya başlarlar, haklılık ve haksızlık konularına yoğunlaşır ve ölümün, kötü şeylerin <strong>‘adil’</strong> olmadığına ilişkin inançlar gelişmeye başlar. Küçük çocukların bir kısmı yaslarını kendi içlerinde  yaşarlar ve çoğu zamanda bastırırlar.</p>



<p>On yaşından ergenliğin sonuna kadar olan sürede de soyut düşünme yeteneği geliştiği için ölümü kabul ve sağlıklı tepkiler verebilme olasılığı da doğal olarak kolaylaşır.</p>



<p>Çocuğun ölümü anlama yetisi gelişim düzeyine bağlı olabileceği gibi, kendisine olayla ilgili uygun açıklama yapılabildiyse yaşamın bu gerçeğini daha kolay kavrar ve anlamlandırabilir.</p>



<p>Ölüm karşısında çocuklarda yetişkinlerde olduğu gibi ilk anda şok ve inanmama tepkisi -duygusal olarak aşırı etkilenmemesinde bu tepki koruyucudur- gösterebilir ardından korku, hissizlik, donma bazen de her zaman yaptıkları şeylere devam etme şeklinde tepkiler gösterebilirler.</p>



<p>Tüm bu tepkilerin yanı sıra kaygı, uykuya dalmakta güçlük, üzüntü, özlem, öfke, suçluluk, utanç, okul sorunları, bedensel yakınmalarda görülebilir.</p>



<p>YASI&nbsp; YAŞAMAYI NELER ZORLAŞTIRIR?</p>



<p>Çocuğa ölen kişinin cenaze törenine katılmasına izin vermemek, kendi duygularını çocuklardan saklamak vb çocuklar için zor olan bu süreci daha da zorlaştırır. Yine sevilen kişinin ölüm biçimi yas tepkisinde oldukça önemlidir. Hem yetişkinlerin hem çocukların ani ölümlerle başa çıkması daha zordur, yapılan araştırmalar yetişkinlerin de çocukların da yas sürecindeki tepkilerinin oldukça benzer olduğunu göstermektedir.</p>



<p>Çocuğun ölen kişiye yakınlığı yas tepkisinin yoğunluğunu da doğal olarak etkiler. Ebeveynlerden birinin ya da ikisinin kaybı çoğu zaman çocuklar için oldukça travmatiktir. Hayatta olan ebeveynin çocukla sağlıklı iletişimi yası daha sağlıklı yaşamasını sağlayabilir. Aynı zamanda ebeveynin yerine geçebilecek kişiler de çocuk için koruyucudur. Yetişkinlerin çocuğun yasını kabul etmedikleri ya da gerekli desteği vermedikleri/ veremedikleri durumlarda daha fazla hasar alınması kaçınılmaz olur.</p>



<p>YAS SÜRECİNDE SAĞLIKLI YAKLAŞIM</p>



<p>Ebeveynlerin yapabilecekleri en sağlıklı tutum kendilerine iyi bakmalarıdır. Çocukların gereksinimlerini karşılayabilmek için onların tepkileri hakkında bilgi edinmeleri, sorularına hazırlıklı olmaları ve onların yanında olduklarını hissettirmeleri önemlidir.</p>



<p>Çocuğa ölüm haberini verirken küçük bir çocuksa mümkün olduğunca somutlaştırarak anlatmak gerekir. Uyku,  yolculuk, ruh gibi kavramları kullanmamakta yarar vardır bunun yerine ‘ artık nefes almayacak’ , ‘saçı uzamaz, acı da duymaz’ gibi açıklamalar yapmak daha sağlıklı olacaktır. Çocuk çok fazla ağlarsa buna izin vermek, susturmaya çalışmamak gerekir. Sarılıp sakinleşmesini bekleyebilirsiniz, bir süre sonra susacak ve size her şeyin  nasıl olduğu ile ilgili sorular soracaktır.</p>



<p>Cenaze törenlerinin bizler için de işlevi vardır. Gerçek olmayanı gerçek haline getirmenizi sağlar, hayalleri önler, yas sürecini harekete geçirir ve üzüntümüzü sembolik olarak ifade edebilmemizi kolaylaştırır. Yaşam ile ölüm arasındaki dönüşümü sembolize eder. Tüm bunların yanı sıra yalnız olmadığınızı fark edersiniz, diğerleri ile daha da kolaylaşır her şey…</p>



<p>Tören sırasında çocuğun yanında güvendiği bir yetişkin olmalıdır. Çocuğa destek olan kişi neler olup bittiğini ona anlatabilmeli ve gerekli gördüğü d urumda da onu oradan uzaklaştırabilmelidir.</p>



<p>Biri aniden öldüğünde ailenin hep birlikte olay hakkında konuşması önemlidir. Çocuğun günlük rutinine hızla dönmesi sağlanmalıdır. Böylece eski alışkanlıklarına dönerek ‘tanıdık-bildik’ alanda daha güvenli hissedecektir. Ailede bir ölüm olayı yaşandığında okula devam önerilir. Çocuklar ebeveynlerinden uzaklaştırılmamalıdır, yakın akrabalar ya da arkadaşlar eve gelerek çocukla ilgilenilmesi sağlanabilir.</p>



<p>Kaybedilen kişiye özlem bazen çok fazla olabilir, yetişkinler bu özleme katlanmak konusunda çocuklara yardımcı olmalıdır. Özlem, uzun sürse bile zamanla daha az acı verebileceğini söylemek gerekir. İstediği zaman hissettikleri hakkında konuşabilmeleri için onlara fırsat verilmeli, kaybedilen kişiye ait fotoğraflara bakmasına, gittikleri yerleri ziyaret etmenin acıyı hafifletebileceğini anlatmak gerekir. Aynı zamanda çocuğa duygularını yaşamakta özgür olduğunu kimsenin ondan daima üzüntülü olmasını beklemediğini de söylemek daha sonra  çocuğun kendisini suçlu hissetmemesi için önemlidir.</p>



<p>Özetle;</p>



<p>-Çocuklar için kendilerini güvende hissedecekleri ortamı sağlamak, yalnız olmadıklarını hissettirmek</p>



<p>-Ölüm ile ilgili olarak konuşabilmek, sordukları soruları yanıtlamaya çalışmak</p>



<p>-Sorularını yanıtlarken net, anlaşılır ve gerçekçi olmak, yalan söylememek</p>



<p>-Tören ve ritüellere katılmalarını sağlamak</p>



<p>-En kısa zamanda günlük rutine dönmelerini kolaylaştırmak önemli olacaktır.</p>



<p>En önemlisi de süreci deneyimlemesine ve öğrenmesine&nbsp;&nbsp; olanak tanımak gerekir…</p>



<p>Küçük prensin yazarı, A. de Saint Exupery’ nin dediği gibi;</p>



<p>‘Eğer insan bir çiçeği seviyorsa ve milyonlarca yıldızın üzerinde bu çiçekten bir tanecik varsa, yıldızlara uzaktan bakmak bile bu insanı mutlu etmeye yeter. Çünkü insan kendi kendine&nbsp; ‘<strong>işte benim çiçeğim oralarda bir yerde’</strong>&nbsp;diyebilsin…’</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/cocuk-ve-yas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güç ve Masumiyet</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/guc-ve-masumiyet/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/guc-ve-masumiyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 08:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yusufcakiroglu.com/?p=737</guid>

					<description><![CDATA[GÜCÜN ANLAMI Hayatta olmak güçtür, Kendi içinde var olmak, Başka bir işlev olmadan, Her şeye kadirdir. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Emiliy Dickinson GÜCÜ TANIMLAMAK ‘Güç, değişikliğe yol açma ve değişikliği önleme becerisidir. İki boyutu vardır. Biri potansiyel olarak güç, yani gizil güçtür. Bu henüz tam olarak gelişmemiş güçtür; gelecekte bir zamanda bir değişikliğe neden olma becerisidir. Diğer boyut [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>GÜCÜN ANLAMI</p>



<p>Hayatta olmak güçtür,</p>



<p>Kendi içinde var olmak,</p>



<p>Başka bir işlev olmadan,</p>



<p>Her şeye kadirdir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Emiliy Dickinson</p>



<p>GÜCÜ TANIMLAMAK</p>



<p>‘Güç, değişikliğe yol açma ve değişikliği önleme becerisidir. İki boyutu vardır. Biri potansiyel olarak güç, yani gizil güçtür. Bu henüz tam olarak gelişmemiş güçtür; gelecekte bir zamanda bir değişikliğe neden olma becerisidir. Diğer boyut ise eylemsellik olarak güçtür.</p>



<p>Antik Yunan filozofları gücü ‘olmak’ olarak tanımlamışlardır; yani güç olmadan olmak mümkün olmaz.</p>



<p><strong>GÜÇ ÇEŞİTLERİ</strong></p>



<p><strong>1-İstismarcı:</strong> Bu en basit ve insani açıdan ele alırsak en yıkıcı güç çeşididir. İnsanları gücü elinde tutan kişiye yarar sağlamaları için buyruk altına almaktır. Kölelik kuşkusuz bariz bir örnektir. İstismarcı güç gücü kuvvetle özdeşleştirir.</p>



<p>Günlük yaşamda bu tür bir güç, tamamıyla reddedilen, yaşamları çok kısır olduğu için diğer insanlarla istismar dışında ilişki kurma yolu bilmeyen insanlarca uygulanır. Hatta bu bazen kadınları cinsel açıdan idare etmenin ‘erkeksi’ rolü olarak ussallaştırılır.</p>



<p><strong>2-Manipülatif</strong>: Bir başka insan üzerindeki güçtür. İlk başta manipülatif güce kişinin çaresizliği veya kaygısı yol açmış olabilir. İlk baştaki boyun eğişten sonra kişide çok az kendiliğindenlik veya seçim kalır.</p>



<p>İstismarcı gücün maipülatif güç olarak değişmesi, silahlı adamın yerini ‘sahtekar’ adamın alması olarak görülebilir. David Bazelon’ın da dikkat çektiği gibi, tüm o namussuzluğuna ve Protestan ahlakını kötüye kullanmasına rağmen ‘sahtekar’ adam, kurbanını canlı bıraktığı için silahlı adamın kaba gücünden daha az yıkıcı bir güç sergiler.</p>



<p>Skinner’ın ileri sürdüğü edimsel koşullama, manipülatif  gücün başka bir örneğidir. Zihinsel engelli çocuklar ve bazı geç kavrayan psikotik hastalar ve kolayca kandırılabilen insanlarda işe yarar. İnsan yaşamının büyük oranda çıkarcı olduğunu söyleyen Skinner, manipülasyondan sosyal açıdan haklı görünecek hedefler için yararlanılması gerektiğini düşünür.</p>



<p>Bilimsel bakış açısından baktığımızda yapılan hata ise, hayvanlarla yapılan sınırlı çalışmalardan geliştirilmiş bir sistemin, insan toplumuna uygulanması yanlıştır. Skinner kendisi aslında kendi güç ihtiyaçları bilinçli olarak yüzleşmeyen bireyin canlı bir örneğidir. O bu güç ihtiyacına ‘kontrol etme tutkusu ’ diyor.</p>



<p>Sık sık1933’den önce Almanların ekonomik durumları yönünden ümitsizliğe ve gelecek endişesine kapıldıkları için, endişelerini gidermek için Hitler’in manipülatif gücüne teslim oldukları işaret edilir.</p>



<p><strong>3-Rekabetçi</strong>:Üçüncü güç türü, bir başkasına karşı olan güçtür. Bu gücün negatif formunda, kişi yaptığı bir şey ya da sahip olduğu bir erdem yüzünden değil, rakibi alçaldığı için yükselir. Bu tür güce yapılan ana eleştiri bu gücün sahip olduğu cemaat sistemidir. Manipülasyonda olduğu kadar çarpıcı olmasa da , kişinin yaşadığı topluluğun alanını sürekli küçültür.</p>



<p>Ancak bu noktada yıkıcı güçten yapıcı güce doğru çok ilginç bir dönüşüm görürüz. Çünkü rekabetçi güç insan ilişkilerine çeşni ve canlılık katabilir. Teşvik edici ve yapıcı olan rekabet türüne atıfta bulunuyorum. Taraflardan birinin üstünlük kurduğu bir futbol oyunu hiç de ilginç değildir. Rakiplerimizin hırsımızı sınamalarını isteriz; çok kolay kazanmak sıkıcıdır.</p>



<p>Eshilos’un Oresteia gibi büyük oyunlarının, Sofokles’in Oedipus üçlemesinin ve Euripides’in bir çok eserinin rekabet güdüsü içinde üretildiğini unutmamak gerekir. Yıkıcı olan rekabet değil rekabetçi gücün türüdür.</p>



<p><strong>4-Besleyici</strong>:Bu başkaları için güçtür. En iyi örneği anne babanın çocuklarına bakması olabilir. Sadece çocuğun küçük yaşlarda bizim çaba ve dikkatimize ihtiyacı olmasından değil, hayatımız boyunca zaman zaman başkalarının iyiliği için çaba harcamaktan zevk aldığımız için de bir güç formudur. Açıkçası bu güç daha çok arkadaş ve sevdiklerimizle olan ilişkilerimizde gerekli ve değerlidir. Kişinin başka birine bakması ile verilen bir güçtür; o kişinin iyi olmasını dileriz. Öğretmek, en iyi şekline verilebilecek bir örnektir.</p>



<p><strong>5-Bütünleyici</strong>:Bu güç türü başka biri iledir. Bu durumda benim gücüm komşunun gücüne katılır. Narsisliğimiz gücünün yettiğince, bizi eleştirenlerin veya zayıflıklarımıza dikkat çekenlerin yaralanmasını talep eder. Eleştirinin bize hayli yararı dokunacağını unuturuz. Kuşkusuz eleştiriler genelde acı verir ama kişi bunlara kendini hazırlamalıdır. Manipülatif güce ya da rekabetçi güce kayabiliriz. Yahut alınganlığımızı besleyici güç yoluyla da koruyabiliriz (eleştiri yapana kafasının karışmış olduğunu ve bizim bakımımıza ihtiyaç duyduğu imasıyla üstünlük taslayarak).</p>



<p>Bütünleyici güç belirtmiş olduğum gibi Hegel’in tez, antitez ve sentez diyalektik süreci ile gelişmeye yol açabilir.</p>



<p>Martin Luther King, Jr., muhaliflerine karşı şiddet uygulayamamanın etkisini tanımlarken bütünleyici gücü örnek verir. Yöntemini şöyle tanımlamıştır: ‘Muhalifini zararsız hale getirir. Manevi savunmalar ortaya çıkarır. Kişinin moralini bozar ancak aynı zamanda vicdanı üzerinde de etkilidir. Kişi bunu nasıl idare edeceğini bilemez.’</p>



<p>Bu gücün başarılı olması yalnızca şiddet uygulamayanların cesaretine değil, şiddet dışı güce maruz kalanların da manevi gelişim ve farkındalığına bağlıdır. Aynı şey Gandi’ nin azimli pasif direnişi için de geçerlidir. Gandi ve takipçileri şiddete hiçbir şekilde başvurmama konusunda kendilerine disiplin uygulasalar da İngiliz yöneticilere dayanabilmek için büyük psikolojik ve ruhsal güç geliştirdikleri inkar edilemez. Koskoca bir imparatorluğa kafa tutan Gandi oruç tutarak, askeri güçle asla başaramayacağı bir şekilde saygın bir başarı elde etti.</p>



<p>Şiddet dışı güç hafızaya dayalıdır ki hafıza da bu tür bir gücün yönlendirildiği kişilerin manevi gelişimine bağlıdır.</p>



<p>Sacco-Vanzetti davasından birkaç yıl sonra yazmasına rağmen, Maxwell Anderson’ın bu davaya dayanarak yazdığı Winterest adlı oyunu iki adamı ölüme mahkum eden artık yaşlanmış yargıç hakkındadır. Bu yargıç, yaşlılık yıllarını, insanlara durmaksızın edimini açıklayıp haklı çıkarmaya çalışarak geçirir. Yaptığı işi unutamaz, bunu kendi imajıyla bağdaştıramaz. Bunun yol açtığı çelişki onu yiyip bitirir ve yaşlılık psikozuna sebep olmasa da katkıda bulunur. İnsan hafızasından mustarip meraklı bir varlıktır&#8230; Eğer anılarını kendi imajıyla bütünleyemezse, başarısızlığını nevroz ya da psikozla ödemelidir ve genellikle boş yere ıstıraplı anılardan kendini kurtarmaya çalışır.</p>



<p>Bu beş tür gücün hepsi aynı kişide farklı zamanlarda belli ki mevcuttur. İşte manipülatif veya rekabetçi güç uygulayan bir çok işadamı eve geldiğinde besleyici gücü benimser. Soru – bu ahlaki bir sorudur- kişiliğin toplam tayfında her güç türünün oranının ne olduğudur. Hiç kimse arzu ve eylemde bu beş güç türünün hepsini de deneyimlemekten kaçamaz ve ancak bilgiç bir katılık, kişinin bunların herhangi birinden muaf olduğunu iddia etmesine yol açabilir. İnsan gelişiminin amacı, belirli duruma uygun şekillerde bu farklı güç türlerini kullanmayı öğrenmektir.’</p>



<p>Güç ve Masumiyet</p>



<p>Rollo May</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/guc-ve-masumiyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MUTLULUK</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/mutluluk/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/mutluluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 08:29:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yusufcakiroglu.com/?p=734</guid>

					<description><![CDATA[&#8216; Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum&#8230;&#8217; Bu cümle ile başlar Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi kitabı&#8230; Bir aşkı anlatır, umutsuz, hüzünlü ve takıntılı. Takıntılı; çünkü aşkın kendisi takıntı bozukluğu diye düşünüyorum ama keyifli bir takıntı diyelim, zira kahraman hiç de mutsuz değildir romanda. Filozoflar mutluluğu insan eylemlerinin en yüksek ve nihai güdümleyicisi olarak görmüşlerdir. Mutlu yaşamın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8216; Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum&#8230;&#8217;</p>



<p>Bu cümle ile başlar Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi kitabı&#8230; Bir aşkı anlatır, umutsuz, hüzünlü ve takıntılı. Takıntılı; çünkü aşkın kendisi takıntı bozukluğu diye düşünüyorum ama keyifli bir takıntı diyelim, zira kahraman hiç de mutsuz değildir romanda.</p>



<p>Filozoflar mutluluğu insan eylemlerinin en yüksek ve nihai güdümleyicisi olarak görmüşlerdir. Mutlu yaşamın nasıl olacağıyla ilgili düşünürlerin ortaya koyduğu birçok görüş olmuştur tarih boyunca. Aristoteles’e göre bireyi mutluluğa ve huzura götüren, erdemli bir yaşam sürmesidir. Mutluluk insan yaşamının amacıdır ve tüm insanlar mutluluğu arar. Psikologlar ise, ağırlıklı olarak insanların, doyumsuz ve mutsuz olduğunu düşünmüştür. Olumlu yaşam durumu ve duygulanma biçimleri üzerinde ya hiç durulmamış ya da olumlu duyguların olumsuz duyguların yokluğunda kendiliğinden oluşan özellikler olduğu varsayılmıştır. Olumlu olan zaten olumludur, sorunsuzdur yani.</p>



<p>Doğamız gereği haz odaklıyızdır, her daim mutlu olmak isteriz. Bu haz odaklı olmak yaşamla savaşımızda nerede olduğumuzu ve nasıl yaşadığımızı da belirler ve hatta nasıl öleceğimizi de..</p>



<p>Mutlu olmak, bütün özlemlerimize eksiksiz ve sürekli ulaşmak isteriz. Bu mümkün mü peki? Psikanalistler, kaybettiğimiz cennetin anne karnı olduğunu söyler. Bizse Dünya’ya fırlatıldık.</p>



<p>İnsan bu hüznü ile tamamlamaya çalışır yaşamını, aslında hiç tamamlayamaz, bir şeyler hep eksik kalır. Belki de bu yüzden aşık olur tamamlamaya çalışırız eksik yanımızı. Masumiyet Müzesi’ ndeki kahramanımız da tam olarak bu eksiği tamamlama arzusunu doyurmaya çalışmış olmalı bütün roman boyunca.</p>



<p>Nasıl mutlu olacağız o zaman, bu şekilde bakınca çok mümkün görünmüyor.</p>



<p>Bir an mutlu olur bir an sonra da mutsuz olabilirsiniz. Bilim adamları fizyolojik olarak da bu durumu açıklıyorlar; bilincin bir olayı ya da durumu yorumlayabilmesi için yaklaşık 500 milisaniyelik bir zaman gerekiyor. Bu da mutlu olduğumuzu anlamamız için bile zaman geçmesi gerektiği anlamına geliyor. Bu nedenle olsa gerek güzel hatırlanan hep geçmiş oluyor, ‘ne güzel günlerdi ’ diye hatırlıyoruz geçmişi. Mutluluk yaşanmayıp hatırlanan bir şey olabilir mi? Bu yorum, Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman’ın şimdiki zamanı gelecekte daha iyi tanımlamak ile ilgili görüşünü de destekliyor olmalı. Şimdiki zamanı gelecekte oluştururuz.</p>



<p>Mutluluk yaşanan değil hatırlanan bir şey olabilse de aynı zamanda mutlu olmak bir kapasite meselesi olabilir mi?</p>



<p>Kesinlikle!</p>



<p>Mutluluk ya da mutsuzluk neyi tercih ettiğiniz ile ilgilidir çoğu zaman. İçinde olduğumuz durumdan memnuniyetsizlik aynı zamanda kendimizi geliştirmenin de bir yolu olabilir.</p>



<p>İnsanlar doğuştan iyimser bir mekanizma ile dünyaya geliyor bu mekanizmanın işlemesi için zaman içinde beceri geliştirmemiz gerekir. Hayatınızın size getirdiği olumsuzluklar onları nasıl karşılayacağınıza bağlı olarak değişir.</p>



<p>İnsanları neyin mutlu ettiğine dair yapılan çalışmalarda ‘Sosyallik ve kabul görmek’ üst sıralarda yer alıyor. Ne mutsuz eder diye sorulduğunda ise ‘yargılanmak’ yanıtı verilmiş.</p>



<p>İnsanlar diğerleri tarafından kabul gördüğünde mutlu oluyorsa, kendimizi kabul de önemli değil mi?</p>



<p>Kişilik özellikleri ile mutlu hissetmek arasında bir ilişki olup olmadığını araştıran çalışmalarda; dışadönük ve iyimser olmak mutlu olmak ile ilişkili bulunmuş, nevrotik (gergin, huzursuz ) özelliklere sahip olan insanların da çok kolay mutsuz hissettikleri belirlenmiş.</p>



<p>İnsanların çoğu kendisini belli koşullar altında kabul eder; başarılıdır, önemli insanların onayını alıyordur, güzeldir ya da çok parası vardır. Benliğiniz için mutlaka yerine getirmeniz gerektiğine karar verdiğiniz koşulları yerine getiremediğinizde değersiz, işe yaramaz biri gibi hissedersiniz. Neden? Çünkü benlik değerinizi koşullar ile tanımlıyorsunuzdur. Kim yüzde yüz iyi ya da kötü olabilir ki? Kimse sürekli olarak değerli ya da değersiz de olamaz .Kişiliğimize puan verdiğimizde kendimizi engeller ve beklenti içine girmiş oluruz. ‘Ben iyiyim, ben mutluyum’ demek yerine ‘Bana iyi hissettiren durumlar ya da beni mutlu eden şeyler’ şeklinde yaklaşmak daha doğrudur. Başka bir değişle; ‘Şu anda hayatta ve zevk alan biriyim, kişiliğim ile ilgili bütüncül bir değerlendirme yapmadan ve acıdan öğrenebileceklerimi de fark ederek mutlu bir yaşam sürmeyi nasıl başarabilirim’ demeyi tercih edebilirsiniz.</p>



<p>Biz istediğimiz her şeye ulaşamayacağız, buna katlanabilme becerisini geliştiren kişiler yaşamlarında daha mutlu olabilir. Masumiyet Müzesi’nin sonunda Kemal sevgilisi Füsun’a ait binlerce eşya toplamıştır, bunların 4213 adeti Füsun’un içtiği sigaraların izmaritlerden oluşmaktadır. Son cümlesin de ise Kemal “ Herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım. “ der..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/mutluluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/cocuk-yetistirirken/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/cocuk-yetistirirken/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 08:28:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yusufcakiroglu.com/?p=731</guid>

					<description><![CDATA[&#160;“Küçük oğlum tam kırk beş dakika boyunca avaz avaz bağırdı ve ben onu nasıl susturacağımı bilmiyordum. Sonunda ben de ona bağırdım, “Ben de bazen senden nefret ediyorum!” &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;“Oğlum iki yaşındaydı ve henüz bir bebek olan erkek kardeşinin yüzünü, iz bırakacak kadar kötü bir şekilde tırmalamıştı. Poposuna, sanırım beş defa kadar hızlıca vurdum. Sonra odadan çıktım, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;“Küçük oğlum tam kırk beş dakika boyunca avaz avaz bağırdı ve ben onu nasıl susturacağımı bilmiyordum. Sonunda ben de ona bağırdım, “Ben de bazen senden nefret ediyorum!”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;“Oğlum iki yaşındaydı ve henüz bir bebek olan erkek kardeşinin yüzünü, iz bırakacak kadar kötü bir şekilde tırmalamıştı. Poposuna, sanırım beş defa kadar hızlıca vurdum. Sonra odadan çıktım, koridorun ortalarına kadar yürüdüm, sonra geri döndüm ve poposuna yeniden yaklaşık beş kere daha vurdum. Öyle bir bağırdım ki, ödü patladı.”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bunlar çocuklarımızı büyütürken yaşadığımız oldukça korkunç deneyimlerden sadece birkaçı, öyle değil mi? Bunlar bizim alt beyin deneyimleri olarak adlandırdığımız ve çocuklarımıza başkalarının söylemesine veya yapmasına asla izin vermeyeceğimiz şeyleri söyleyecek ve yapacak kadar kontrolden çıktığımız anları temsil etmektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Yukarıdaki itiraflar, bizim de şahsen tanıdığımız gerçek ebeveynlere aittir. Ve bu ebeveynlerin her birinin çocuk büyütme konusunda çok başarılı kişiler olduğunu öğrenmek sizi şaşırtabilir. Ama hepimiz gibi onların da zaman zaman sabrı tükenir ve sonradan pişman olacakları şeyler yapar ve söylerler.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ama şunu unutmayın: Çocuk büyütürken ebeveynlerin yaşadığı kriz anları, gelişme ve entegrasyon için açılan kapılardır. Bu anları kontrolü kaybettiğiniz zamanlarda, kendinizi hizaya getirirken çocuklarınıza bir model oluşturma fırsatları olarak değerlendirebilirsiniz. Sizin nasıl sakinleştiğinizi küçük gözler izlemektedir. Sizin eylemleriniz, güçlü duyguların yaşandığı ve sizin kafanızın tasının atmak üzere olduğu durumlarda iyi bir seçim yapıp yapmadığınızı gösteren birer örnek olacaktır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Öyleyse, alt beyniniz hakimiyeti ele aldığı ve kendinizi çıldıracak gibi hissettiğiniz vakit ne yapmalısınız? İlk yapacağınız iş, kimseye zarar vermemektir. Ağzınızı sıkı sıkı kapatın ve sonradan pişman olacağınız bir şey söylemekten kaçının. Ellerinizi arkanızda kavuşturun ve biriyle sert bir fiziksel temasta bulunmamaya çalışın. Bir alt beyin anı yaşıyorsanız, ne pahasına olursa olsun çocuğunuzu korumalısınız.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;İkincisi kendinizi olay yerinden uzaklaştırıp toparlamaya bakın. Özellikle de konu çocuğunuzun korunması olduğu vakit, bir mola almanızda sakınca yoktur. Sakinleşmek için bir mola almanız gerektiği ona söyleyin, böylece kendisini reddedilmiş hissetmez. Sonra, zaman zaman aptalca bir iş yapıyormuş gibi görünebilirsiniz. Ama “hareket ettir veya kaybet” tekniğini uygulayın. Durduğunuz yerde sıçrayıp hoplayın. Esnemek için birkaç yoga hareketi yapın. Yavaş ve derin nefesler alın. Amigdalanız sizin üst beyninizi kaçırıp götürdüğünde kaybettiğiniz kontrolü geri kazanmak için ne yapmak gerekiyorsa onu yapın. Sadece daha entegre bir konuma gelmekle kalmayacaksınız, onların da uygulayabileceği birtakım kendini dengeleme numaralarını öğreterek çocuklarınıza da örnek olacaksınız.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Son olarak, ilişkinizi onarın. Sakinleşince ve kendinize daha hakim olduğunuzu hissedince hiç vakit geçirmeden çocuğunuzla tekrar bir bağ kurun. Sonra duygular ve ilişkiler bağlamında ne gibi hasarlar oluşmuşsa, onlarla ilgilenin. Bu, sadece bağışlayıcılığınızı ifade etmemizi değil, aynı zamanda af dilemenizi ve eylemlerinizle ilgili olarak sorumluluğu üzerinize almanızı da gerektirebilir. Bu adımı mümkün olduğunca süratle atmanız gerekir. Çocuğunuzla olan ilişkinizi ne kadar süratle kazanabilir ve aranızdaki ilişkilerden yeniden keyif almaya başlayabilirsiniz.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Anıların hayatlarına (onlar fark etmeseler de) mücadele ettiği kişiler sadece çocuklar değildir. Aynı şey biz ebeveynlerin de başına gelir. Örtük anılar bizim de davranışlarımızı, duygularımızı, algılarımızı ve hatta fiziksel duygularımızı etkiler ve biz geçmişin üzerimizde şu anda yarattığı etkiden tamamen habersiz olabiliriz.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;İncelenmemiş (veya entegre edilmemiş) anılar sağlıklı ve ilişkilerle dolu bir hayat yaşamaya çalışan herhangi bir yetişkin için sürüyle sorun yaratır. Ama ebeveynler için bu örtük anılar, iki nedenden dolayı, özellikle tehlikelidir. Her şeyden önce, çocuklarımız çok küçük yaşlardan itibaren, biz farkında olmasak dahi, bizim korku duygularımızı veya stresli olduğumuzu veya kendimizi eksik hissettiğimizi fark ederler. Ve bir ebeveynin canı sıkkın olduğu vakit, bir çocuğun da sakin ve mutlu olması mümkün değildir. İkincisi, örtük anılar zaman zaman hiç istemediğimiz şekillerde tepki vermemizi tetikler. Başkaları ve kendi anne ve babamız tarafından dışlanmış, terk edilmiş ve bastırılmış olmanın yarattığı duygular, çocuklarımızla etkileşim içinde olduğumuz vakitler olgun, sevecen ve saygılı olmamızı engeller.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Dolayısıyla çocuklarınıza kızdığınız vakit biraz fazla tepki gösterdiğinizi fark ettiğinizde kendinize şu soruyu sorun: “Benim gösterdiğim bu tepki mantıklı mı?”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Yanıtınız şöyle olabilir: “Evet. Bir yandan bebek ağlıyor, üç yaşındaki çocuğum az önce fırını mavi boyayla boyadı ve sekiz yaşındaki çocuğumun tek yaptığı da televizyonu açmak. Bir şeyleri pencereden dışarı fırlatmak istiyor olmam, mantıklı değil mi?”</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Yine de başka zamanlarda yanıtınız şöyle de olabilir: “Hayır, bu duygularım mantıklı değil. Kızımın bu gece benim değil de babasının ona kitap okumasını istemesinden alınmam için hiçbir neden yok. Bu kadar üzülmeme de hiç gerek yok.” Örtük belleğiniz konusunda öğrendiklerinizi temel alarak, bu duygunuzu olayı daha derinden görmek için bir fırsat olarak kullanabilirsiniz. Eğer davranışlarınızı açıklamakta güçlük çekiyorsanız veya haklı olduğunuzdan pek emin değilseniz, belki de kendinize “Burada neler olup bitiyor? Bu bana bir şey mi hatırlatıyor? Bu duygularım ve davranışlarım nereden kaynaklanıyor?” diye sormanın vakti gelmiştir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Örtük ve açık anılarınızı entegre ederek ve geçmişte yaşamış olduğunuz zor anların üzerine ışık tutarak, geçmişinizin çocuklarınızla olan ilişkilerinizi nasıl etkilediğini de anlayabilirsiniz. Karşılaştığınız sorunların sizin kendi ruh halinizi ve çocuklarınızın duygularını nasıl etkilediğine dikkat edebilirsiniz. Kendinizi yetersiz ve hüsrana uğramış gibi hissediyorsanız veya aşırı bir tepki içinde olduğunuzu düşünüyorsanız, bu duyguların ötesinde ne olduğunu araştırır ve bunların geçmişinizdeki bir olayla bağlantılı olup olmadığını keşfedersiniz. Sonra da bu geçmiş deneyimleri şimdiki zamana getirip onları hayat hikayenizin içine dokursunuz. Bunu yaptığınız vakit, dilediğiniz türde bir ebeveyn olmak için özgür kalırsınız ve çocuklarınızın da kendi hayatlarını anlamalarına yardımcı olursunuz.</p>



<p>      Akılgözlerinin ve kendi farkındalık çarklarının ne olduğunu anlamamaları ebeveynlere pek çok açıdan fayda sağlar. Şimdi birkaç dakikanızı ayırın ve ne demek istediğimizi kendiniz deneyimleyerek anlayın.</p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Öyle yorgunum ki. Bir saat daha uyumayı nasıl isterdim…</p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Cooper ailesi ile akşam yemeği yemek eğlenceli olacak ama nedense içimden oraya gitmek hiç gelmiyor.</p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kendim için daha iyi şeyler yapmayı isterdim. Ama bugünlerde tek yapabildiğim, kendime ancak kitap okuyacak kadar zaman ayırabilmek.</p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Yorgun olduğumu söylemiş miydim?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Tüm bu algı, imge, duygu ve düşünceler farkındalık çarkınızı çemberi üzerindeki noktalardır ve bunlar bir araya gelip sizin ruh halinizi belirler.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Şimdi de bilinçli olarak dikkatinizi çarkın üzerindeki başka noktalara odakladığınızda ne olduğuna bir bakalım. Birkaç saniye ağırdan alın, sakinleşin ve kendinize şu soruları sorun:</p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Çocuğumun son sıralarda söylediği veya yaptığı hangi şey komik ve sevimliydi?</p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Zaman zaman inanılmaz derecede zor olsa da, bir ebeveyn olmayı gerçekten seviyor ve öyle olmanın tadına varıyor muyum?</p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Çocuğumun şu anki en favori tişörtü hangisi? Onun ilk ayakkabılarını hatırlıyor muyum?</p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;On sekiz yaşına geldiğinde ve üniversiteye gitmek üzere bavullarını hazırladığında çocuğumu gözlerimin önüne getirebiliyor muyum?</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kendinizi biraz farklı hissediyor musunuz? Ruh haliniz değişti mi?&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bunu başaran şey akılgözünüzdür. Kendi farkındalık çarkınızın göbeğindeyken, çemberin üzerindeki noktaları fark ettiniz ve dolayısıyla da yaşadıklarınızın farkındalığı içine girdiniz. Sonra dikkatinizin odak yerini değiştirdiniz ve diğer noktalara odaklandınız. Bunun sonucunda ruh haliniz tamamen değişti.&nbsp;<em>İşte aklınızın gücü budur ve bu güç sizin çocuklarınızla iletişim tarzınızı ve onlarla ilgili hislerinizi kelimenin&nbsp;&nbsp;tam anlamıyla ve temelden dönüştürebilmektedir</em></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Akılgözü pek çok açıdan müthiş bir pratiklik de sağlar. Örneğin, şu anda çocuklarınızdan birine en son ne vakit öfkelendiğinizi bir düşünün. Öyle bir öfkelenmiştiniz ki, neredeyse kontrolü kaybediyordunuz. Onun ne yaptığını ve sizin de nasıl bir kızgınlık duygusu içine girdiğinizi hatırlayın. Böyle zamanlarda, hissettiğiniz öfke farkındalık çarkınızın çemberi üzerinde bir kor gibi yanmaya başlar. Öyle şiddetli bir şekilde yanar ki, çocuklarınızla ilgili hislerinizi ve bilgilerinizi temsil eden diğer noktalar onun ışığında görünmez olur. Aslında siz dört yaşındaki çocuğunuzun dört yaşındaki normal her çocuk gibi davrandığını biliyordunuz; daha birkaç dakika önce kart oyunu oynarken onunla birlikte isterik bir şekilde kahkahalar atmıştınız; öfkelendiğiniz vakit çocuklarınızın kollarını yakalayıp sıkmayacağınıza dair söz vermiştiniz ve öfkenizi örnek bir şekilde ifade etme arzusuna sahiptiniz.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Böyle bir durumda ne yapmalısınız? Evet, doğru tahmin ettiniz: Entegre olmalısınız. Akılgözünüzü kullanmalısınız. Nefesinize odaklanarak en azından aklınızın merkezine doğru bir yolculuk yapmaya başlayabilirsiniz. Eğer çarkın çemberi üzerindeki tek veya belki de birkaç noktanın esiri olmaktan kurtulmak istiyorsanız, bu atmanız gereken bir adımdır. Merkeze geldiğinizde, daha geniş bir bakış açısına sahip olabilir ve farkında olmanız gereken başka noktalar olduğunu anlayabilirsiniz. Gidip biraz su içebilir, bir mola verip biraz uzanabilir veya kendinize biraz toparlanmak için fırsat tanıyabilirsiniz. Dikkatinizi merkezde topladıktan hemen sonra, çocuğunuza göstereceğiniz tepkiyi seçmek ve eğer gerekiyorsa onunla olan ilişkinizi onarmak için kendinizi özgür hissettiğinizi göreceksiniz.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bir ebeveyn olarak sizin hayatınızdaki en önemli “biz”, çocuklarınızla paylaştığınız deneyimlerdir. Aranızdaki ilişkiler çocuğunuzun geleceğini önemli ölçüde belirleyecektir. Araştırmalar göstermiştir ki, ebeveynler çocuklarına onların beklentileri doğrultusunda ve tekrarlayan deneyimler yaşatıp, onların duygu ve ihtiyaçlarını göz ardı etmeden duyarlı yanıtlar verdikleri müddetçe, bu çocuklar sosyal, duygusal, ilişkisel ve hatta akademik açıdan başarılı olacaklardır. Çocukların ebeveynleri ile iyi ilişkiler içinde oldukları vakit daha başarılı oldukları bir sır olmamakla birlikte, ebeveyn-çocuk ilişkilerinin nasıl oluştuğunu öğrenmek sizi şaşırtabilir. Bu ebeveynlerimizin bizi nasıl yetiştirdiğiyle veya çocuk yetiştirme konusunda okuduğumuz kitap sayısıyla ilgili olan bir durum değildir. Çocuklarımızla olan ilişkilerimizi ve çocuklarımızın gelecekteki başarısını en fazla etkileyen şeyler, kendi ebeveynlerimizle ne ölçüde anlamlı ilişkiler yaşadığımız ve çocuklarımıza karşı ne kadar duyarlı olduğumuzdur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sonuçta her şey hayat hikayemize, yani kim olduğumuza bakıp bu kimliğe nasıl kavuştuğumuzu anlatırken söylediğimiz hikayeye gelip dayanmaktadır. Bu hikaye bizim geçmişimizle ilgili duygularımızı belirler, ( anne ve babamız gibi) bazı kişilerin neden belirli bir şekilde davrandığını anlamamızı sağlar ve yetişkinliğe doğru giden yolda bu olayların bizim gelişmemize nasıl bir katkısı olduğunu fark etmemize yardımcı olur. Eğer hayat hikayemiz tutarlıysa, geçmişimizin bizim kim olduğumuza ve neler yaptığımıza ne gibi katkıları olduğunu anlamışız demektir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;İncelenmemiş ve anlaşılmamış bir hayat hikayesi bizi şimdiki zamanda kısıtlamakla kalmaz, aynı zamanda tepkisel ebeveynlik yapmamıza ve bizi hayatımızın ilk yıllarında olumsuz olarak etkileyen bu acı verici mirası çocuklarımıza geçirmemize neden olur. Örneğin, babanızın kötü bir çocukluk geçirmiş olduğunu farz edin. Belki de içinde yaşadığı ev duygusal anlamda bir çölden farksızdı, korktuğu&nbsp;&nbsp;veya üzüldüğü vakit anne ve babası onu hiç rahatlatmamışlardı, belki de ona soğuk davranıyorlar, ondan uzak duruyorlar ve hayatın güçlüklerine karşı tek başına mücadele etmesini istiyorlardı. Anne ve babası ona ve duygularına dikkat etmemişlerse, o da pek çok yönden yaralanmış olarak büyüyecektir. Sonuç olarak, sizin bir çocuk olarak ihtiyacınız olan şeyleri verme yeteneği kısıtlanmış bir şekilde yetişkinliğe geçecektir. İçtenlikten ve ilişki kurabilme yeteneğinden yoksun olacaktır; sizin duygu ve ihtiyaçlarınıza yanıt vermekte zorlanacaktır, üzgün olduğunuz, korktuğunuz veya kendinizi yalnız hissettiğiniz vakit size “kendine gel” diye bağıracaktır. Bütün bunlar, kendisinin bile farkında olmadığı bazı örtük anıların etkisiyle gerçekleşmektedir. Bir yetişkin ve bir ebeveyn olduğunuzda siz de bu zararlı kalıpları kendi çocuklarınıza geçirme riski altında olacaksınız. İşte kötü haber budur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Çocuklarınızı, ebeveynlerinizin sizi yetiştirirken benimsediği tarzın tam tersi bir şekilde yetiştirme eğilimi içine girmeniz de mümkündür. Ama burada önemli olan, ebeveynlerinizle olan ilişkilerinizin sizi nasıl etkilediğini açık ve net bir şekilde gözden geçirmektir. Bunu yaparken, siz farkında bile olmadan sizi etkilemekte olan örtük anılarınızla baş etmeniz gerekecektir. Bazen bunu bir terapist eşliğinde yapmanız veya deneyimlerinizi bir arkadaşınızla paylaşmanız daha iyi olabilir. Duygusal hayatımızı, iyi veya kötü yönleriyle birlikte, ayna nöronlar ve örtük bellek kanalıyla olduğu gibi çocuklarımıza geçirdiğimiz için, hayat hikayenizi açığa çıkarmanız çok büyük bir önem taşır. Çocuklarımızın bizim deneyimlerimizden etkilendiğini hatırda tutarsak, acı ve tatlı olaylarla dolu olan kendi hikayelerimizi daha iyi anlama yolunda bize motivasyon veren güçlü bir içgörüden faydalanmış oluruz. Ondan sonra, çocuklarımızın ihtiyaçlarına ve onlardan gelen sinyallere uyum sağlayabilir ve onlarla güvenli bağlar, güçlü ve sağlıklı ilişkiler kurabiliriz.</p>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td>Başarılı çocuklar</td></tr></tbody></table></figure>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td>Çocuklarla güçlü bağ ilişkileri</td></tr></tbody></table></figure>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td>Tutarlı bir hayat hikayesi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</td></tr></tbody></table></figure>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td>Geçmiş hayatlarını açığa çıkaran ebeveynler</td></tr></tbody></table></figure>



<p>Araştırmalar mükemmelin epeyce altında bir çocukluk geçirmiş olan yetişkinlerin bile etkin ebeveynlik yapmakta ve sevildiklerini ve güvenli ilişkiler içinde olduklarını bilen çocuklar yetiştirmekte, en az aile hayatları tutarlı ve sevgi dolu olanlar kadar başarılı olabildiklerini göstermektedir. Hayat hikayeniz üzerinde çalışmaya başlamak için asla çok geç değildir ve bunu yaptığınız vakit çocuklarınızın da sizin ektiklerinizi biçeceklerini unutmayın.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Şu hususun mümkün olduğu kadar açık ve net olması gerekir: Hayatın ilk yıllarında yaşananlar kader değildir. Geçmişinizi anlayarak, nesilden nesile geçme tehlikesi arz eden, acı ve güvensiz bağlarla dolu bir mirastan kendinizi kurtarabilir ve çocuklarınız için sevgi ve şefkat dolu bir gelecek bağışlamış olursunuz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yazının tamamı Bütün Beyinli Çocuk adlı kitaptan alınmıştır.</h2>



<p>&nbsp;BÜTÜN BEYİNLİ ÇOCUK, Daniel Siegel, Tina Payne Bryson</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/cocuk-yetistirirken/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PYGMALİON EFSANESİ</title>
		<link>https://www.saimecagli.com.tr/pygmalion-efsanesi/</link>
					<comments>https://www.saimecagli.com.tr/pygmalion-efsanesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 08:27:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yusufcakiroglu.com/?p=728</guid>

					<description><![CDATA[Şenlik sona erince eve, heykelinin yanına döner. Genç adam baktıkça heykelin kımıldadığını, etten kemikten gerçek bir kadına dönüştüğünü görür. Büyük bir sevinçle ona sarılır.&#160;Düşü gerçek olmuştur. Mitoloji kelimesi, yunanca mythos (masal-hikaye) kelimesinden yapılmıştır. Mitoloji, çok eski zamanlarda yaşamış olan ulusların  inandıkları tanrıların,  kahramanların, devlerin ve  perilerin yaşamından bahseder. Her toplumun kendine özgü bir mitolojik hikayeleri vardır ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şenlik sona erince eve, heykelinin yanına döner. Genç adam baktıkça heykelin kımıldadığını, etten kemikten gerçek bir kadına dönüştüğünü görür. Büyük bir sevinçle ona sarılır.&nbsp;<strong>Düşü gerçek olmuştur.</strong></p>



<p>Mitoloji kelimesi, yunanca <strong>mythos</strong> (masal-hikaye) kelimesinden yapılmıştır. Mitoloji, çok eski zamanlarda yaşamış olan ulusların  inandıkları tanrıların,  kahramanların, devlerin ve  perilerin yaşamından bahseder. Her toplumun kendine özgü bir mitolojik hikayeleri vardır ve bu hikayeler temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mitler doğayı, yaşadığımız hayatı daha anlamlı kılabilmek ve açıklayabilmek adına oluşturulmuştur. Mitler ya da efsaneler, hırslarımızdan, aşklarımızdan, öfkemizden mucizelerden söz eder. Pygmalion da aşkın ve mucizenin kesiştiği bir noktada ortaya çıkmış bir öyküdür.</p>



<p>‘Korktuğum başıma geldi’, iyi düşün iyi olsun’ gibi ifadeler hepimize çok tanıdık. Çoğu zaman bunun üzerinde fazla durmasak da aslında ‘olacakları düşüncemizle çağırmak’ bilimsel dayanağı olan bir gerçekliktir. Buna psikolojide ‘<strong>Pygmalion etkisi</strong>’ ya da daha tanıdık bir ifade ile ‘<strong>Kendini Gerçekleştiren Kehanet</strong>’ deriz.</p>



<p>Pygmalion temel beklentilerin aşamalı olarak gerçeğe dönüşmesidir. İnsan beyni, çevre aracılığıyla her an bilgi bombardımanına maruz kalmakta bu bilgilerin çokluğu ile baş edebilmek içinse kolay ve pratik olan ‘bilişsel cimrilik’ yoluna gitmektedir. Maruz kaldığı bu uyaranlara gerektiği kadar zaman ayırmadan kestirme yolları seçer ve bilişsel bir enerji tasarrufu sağlar. Ya iyiyi ya da kötüyü seçer, birini tercih eder yani…</p>



<p>İyi bir gününüzdeyseniz yeni tanıştığınız bir insan, soğukkanlı biri olsa da ona karşı beklentilerinizi pozitif yönde geliştirerek sıcakkanlı, samimi ve sevecen bulabilirsiniz. Siz pozitif duygulanım içindeyken bu olumlu tavrınıza kayıtsız kalamayan karşınızdaki kişinin de ayna nöronları devreye giriyor ve size aynı içtenlikle yaklaşıyor. Böylelikle beklentiniz etkisini göstermiş ve iyi bir sonuca yol açmış oluyor.</p>



<p>Pygmalion Etkisi’ veya da  Kendini Gerçekleştiren Kehanete ilişkin günümüzde çok sayıda araştırma yapılmıştır. Rosenthal ve arkadaşı Jacobson bir ilk okulda öğrencilere IQ testi yapmış ve bunlardan bir kısmını rastgele seçerek öğretmenlere bu öğrencilerin yüksek IQ ‘ya sahip ve gelecek vaat eden çocuklar olduklarını söylemişlerdir. Oysa seçilen öğrenciler ile diğerleri arasında zeka açısından fark yoktur. Test sonrası geçirilen bir yılın sonunda Rosenthal çocukları IQ seviyelerini yeniden ölçmüş ve ‘gelecek vaat ettiğini’ söyledikleri çocukların şaşırtıcı biçimde diğerlerinden daha yüksek düzeyde ilerleme kaydettiğini fark etmiştir.IQ puanları arasında 4 puanlık fark görülmüştür. Öğretmenlerin her iki grup hakkında farklı beklentilere girmesiyle ve bunu çocuklara yansıttıklarını da düşündüğümüzde öğrencilerin davranışları, motivasyonları ve zekaları bu durumdan etkilenmiştir.</p>



<p>Özetle, ‘İnanmak başarmanın kendisi ’ olmalıdır.</p>



<p>Kişinin kendisine duyduğu güven sürekli olarak artıp azalabilir ve bu bir süre sonra kendini gerçekleştiren kehanet haline gelir. Başarabileceğine inanan kişi başarmak için hareket eder. Karl Walenda adında bir ip cambazı senelerce başarılı gösteriler yaptıktan sonra ipten düşerek hayatını kaybetmiştir. Ölümünden sonra eşi, Karl Walenda’nın düşmeden önceki üç ay boyunca tek düşüncesinin ipte yürümek yerine ipten düşmek olduğunu söylemiştir. Tüm enerjisini ipte yürümek yerine düşmemek için yoğunlaştırmıştır. Sonuç olarak, başarısızlıktan korkulduğunda korkulan şey olur.</p>



<p>Kendiniz hakkında olumsuz düşüncelere sahipseniz, diğerleri ile&nbsp;&nbsp;tam da bunu onaylatacak bir ilişki içine girersiniz.</p>



<p>Sevilmeyen, değer verilmeyen biri olduğunuza inanırsanız kehanetiniz gerçekleşir Sevilmediğine inanan biri tam da buna uygun davranacak ve çevresindekileri kendisinden uzaklaştıracaktır. Üstelik bunu bilinçsizce yapacak ve içine düştüğü duruma her seferinde şaşkınlıkla bakacaktır. ‘İyi de o da diğerleri gibi sevmedi beni, hep aynısı oluyor, kimse beni sevmiyor ’ bir taraftan bu düşünce ile boğuşurken karşısındakini kendisinden nasıl uzaklaştırdığını fark edemez kişi.</p>



<p>Kuantum fiziğinde gözlemcinin deney üzerindeki etkisi gibi psikolojide de kişinin kendi üzerindeki etkisi&nbsp;&nbsp;oldukça çarpıcıdır<strong>.</strong></p>



<p><strong>Scrhödinger’in Kedisi’nde olduğu gibi kedi kutunun için de canlı mı değil mi? Kararı veren kim? Kararı her zaman siz verirsiniz…</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.saimecagli.com.tr/pygmalion-efsanesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
